Mukaddemenin Birinci Bahsi
Mukaddemenin Birinci
Bahsi
PEYGAMBERLİK NE DEMEKDİR?
Seyyid Şerîf-i Cürcânînin (Şerh-i Mevâkıf) kitâbının
son kısmında diyor ki, kelâm ilminin âlimlerine göre, Allahü teâlânın, (Seni şu
yerlerdeki insanlara veyâ bütün insanlara gönderdim), yâhud, (Benden kullarıma
bildir!) veyâ bunlar gibi dediği kimseye (Nebî), ya’nî (Peygamber)
denir. Peygamber olmak için, insanda riyâzet ve mücâhede gibi, ba’zı şartların
bulunması veyâ buna elverişli olarak doğmuş olmak lâzım değildir. Allahü teâlâ,
dilediğini seçerek, bunu ihsân eder. O, herşeyi bilir ve en iyisini yapar. İrâde
etdiğini yapar. Herşeyi yapmağa kâdirdir. Kelâm âlimlerine göre, Peygamberin
(Mu’cize) göstermesi de şart değildir. Başkalarının, Onun Peygamber olduğunu
anlamaları için, mu’cize göstermesi şartdır dediler. Yoksa, Peygamber olması
için şart değildir. Eski yunan felsefecilerine göre, Peygamber olmak için, üç
şart lâzımdır: Gaybdan haber vermek. Ya’nî geçmişde olmuş ve gelecekde olacak
şeylerden kendisine sorulanları bildirmek. Hârika işler, ya’nî aklın, fennin
yapamıyacağı şeyleri yapmak. Üçüncüsü, meleği cism ve şekllenmiş olarak görmek
ve Allahü teâlânın (Vahy) etdiği sözü melekden işitmek şartdır, dediler.
Peygamberin bütün gaybları bilmesi, bizce de, onlarca da
lâzım değildir. Ba’zılarını bilmek ise, yalnız Peygambere mahsûs değildir.
Riyâzet çekenlerin, ya’nî yalnız olarak bir odaya kapanıp, ölmiyecek kadar az
yiyip içenlerin ve şu’ûru giden ba’zı hastaların, uyuyanların, ba’zı gaybları
haber verdiklerini felsefeciler de kabûl etmekdedir. Peygamberle bunlar, bu
bakımdan birbirlerine benzer. Onların gayb dedikleri, belki (Hârik-ul’âde)
olan, ya’nî âdet olmıyan, sık rastlanmıyan şeyler demekdir. Bunlar ise, hakîkî
gayb değildir. Bunları bilmek ve bir iki kerre haber vermek, âdetin dışına
çıkmak olmaz. Peygamber ile başkaları, bununla birbirlerinden ayırd edilirler.
Allahü teâlânın bildirdiği hakîkî gaybları Peygamberlerin bileceklerini, kelâm
âlimleri de bildiriyorlar. Fekat gaybı bilmek Peygamber için şart değildir,
diyorlar. Felsefecilerin gaybı bilmek için ileri sürdükleri, yukarıda yazılı
sebebler de doğru değildir. İslâm dîninin esâslarına uymamakdadır. Bundan başka,
bu sebeblerle gaybı bilmek, ayrı bir mes’eledir. Âdet dışında şaşılacak
şeylerdendir. Bunlar üzerinde ayrıca durmanın fâidesi yokdur.
Âdet dışı (Hârik-ul’âde) şeyler, meselâ cismlere, maddelere,
dilediği gibi te’sîr etmek, istediği zemân, rüzgâr, zelzele, yangın hâsıl etmek,
dilediği zemân geminin batması, insanın ölmesi, zâlimlerin belâya yakalanması
gibi şeyler, insan rûhunun cismlere te’sîr etmesidir. Hakîkatde, cismlere te’sîr
eden yalnız Allahü teâlâdır. Allahü teâlâ, dilediği zemân, dilediği kimsede bu
te’sîri hâsıl eder. Bunun için, âdet dışı, şaşırtıcı şeyler, yalnız Peygamber
içindir, denilemez. Bunu felsefeciler de kabûl etmekdedir. O hâlde, Peygamber,
başkalarından, bu sûretle nasıl tefrîk edilebilir?
Eski yunan felsefecileri, Peygamber olmıyanlardan da
şaşılacak şeyler hâsıl olabilir, diyorlar ise de, bunların sık sık olmasını ve
hârik-ul’âdenin (İ’câz) derecesine ulaşacağını kabûl etmiyorlar.
Peygamberlerden böyle hârik-ul’âde şeyler hâsıl olduğu için, Peygamber ile
başkaları birbirlerinden ayrılır, diyorlar.
Felsefecilerin, Peygamberlere melek görünmesi ve Allahın (Vahy)
etdiği sözleri onlara bildirmesi şartdır, demeleri, kendi felsefelerine uygun
değildir. Îmân sâhiblerini aldatmak için böyle söylüyorlar. Çünki onlara göre,
melek, madde değildir. Söylemez. Ses vermek için madde olmak lâzımdır
demekdedirler. Ses, hava dalgalarından hâsıl olmakdadır. Felsefecilerin bu
şartları, belki, melekler şekl alır, cism hâline girerek görünür, konuşur demek
olabilir de deriz.
ileri