Dr. ALİ ÖZEK
El Ezher mezunu, İslâm Enstitüsünde Arapça ve Hadîs hocası imiş. Yani müftü ve vaaz hocası yetiştiren bir mektebde öğretim üyesiymiş. Ayrıca doktorasını verdiğine göre din doktoru demektir. Nasıl tıpta Dr. Seçkin'e itimat edersek, din hususunda da Dr. Ali ÖZEK'e itimat etmemiz gerekmez mi?
Elimizde Ali ÖZEK'in bir ilmihal kitabı var. İsmi “İSLAMDA İBÂDET” tir.
Bu kitabın beşinci baskısı elimizdedir. S. 5 de giriş kısmında Ali ÖZEK şöyle yazmaktadır:
«Dine ait işlerde müslümanların düsturu KUR'AN'dır. Bütün hareket ve davranışlarımızda bize ışık tutacak ve ilelebet yolumuzu aydınlatacak olan ancak O'dur. Ben müslümanım diyen herkesin bunu bilmesi ve buna inanması lâzımdır.»
Görüldüğü gibi âlim cahil, müctehid, mukallid ayırt etmeksizin müslümanım diyen herkesin düsturunun KUR'ÂN olduğu söylenmektedir. Bu ne azim hatâdır. Her müslümanın düsturu KUR'ÂN olursa müslüman adedi kadar mezhep meydana çıkmaz mı?
Madem her müslümanın düsturu Kur'ân olacaktı da niye ilmihal kitabını yazmış Bay Dr. Özek? Bir ilmihal kitabı yazmış, hangi mezhebe göre yazdığını bildirmemiştir. İtikadda ve amelde hak olan mezhepleri bildirmemiştir. Niye bildirsin düstur Kur'ân olduğuna göre mezhebe ne lüzum vardır. Al bir Kur'an meali oradan dinini öğren. Mezhep imamlarının sözü sanki din midir? Evet bu gibi ifadeleri Reşit Rıza gibi selefiyyeciler söylüyor. Acaba Dr. Özek de bunu söylemek istiyor da açılamıyor mu? Gerçi her müslümanın düsturunun KUR'ÂN olduğunu söylemek bunları söylemek değil midir?
Kitap, nisbeten Hanefî mezhebine uygun olarak yazılmıştır. Ancak Hanefi mezhebine göre yazıldığı bildirilmemiştir.
S. 7 de Allahü teâlâ için YÜCE TANRI ifadesi yer almıştır. Tanrımız Allah'tır demek caiz ise de, Allah'ımız tanrıdır demek caiz değildir. Allah yerine tanrı kelimesini kullanmanın caiz olmadığı istenirse vesikasıyla isbat edebiliriz.
S. 7 de ZARİYAT sûresinin tefsiri yapılmış. Acaba bu tefsiri Ali Özek kendisi mi yapmıştır? Kendisinde müfessirlik kudretinin bulunup bulunmadığını sormak isteriz.
İmâm-ı A'zama göre abdest suyu kaba necasettir. S. 49 da temiz olarak bildirilmiştir. Fakat temizleyici değil denmiştir. Bu ictihad İmâm-ı Muhammed'e aittir, müftabih olan da bu hükümdür. Ancak kitapta düstur Kur'an olarak gösterilmiş, hükümlerde çeşitli müctehidlerin ictihadları alınmış. Hani düstur Kur'ândı?
S. 86 da Zuhru âhir mevzuu işlenmiş, Karaman'ın Gürtaş'ın ve diğer selefiyyecilerin fikri savunulmuş, kılınmasının gerektiği bildirilmiştir.
S. 116 da ISKAT MESELESİ kurcalanmış, hakkında şer'î bir delil olmadığı söylenmiş. Neticede Karaman ve yoldaşlar gibi ıskatın yapılmamasına hüküm verilmiştir. Öyle ya Kur'ânda ıskat diye bir hüküm yoktur. Namazın beş vakit olduğuna dair bir hüküm bulunmadığı gibi ıskat da yoktur. Düsturumuz Kur'andır.
Kitap bu gibi hatâlarla dolu ise de uzatmanın mânası yok.
Dr. Ali Özek'in tercüme ettiği bir kitap daha elimize geçti. Prof. Dr. Abdullah Draz diye biri yazmış. Dr. Ali Özek bu kitabı tercüme etmiştir. Ayrıca bu tercüme kitap, vehhâbî Suudî Arabistan Tanıtma Bakanlığınca bastırılarak bedelsiz olarak Türkiye'ye dağıtılmıştır. Ali Özek vehhâbî değilse, vehhâbîlerin bu kitabını ne diye tercüme eder? Prof. Dr. Abdulkadir Karahan bir Önsöz yazıp bu kitabı nasıl tavsiye eder? Kitabın adı «Nazarat fil İslâm» Türkçeye «İSLÂM HAKKINDA BAZI GÖRÜŞLER» diye tercüme edilmiş. Hiç İslâmda görüş olur mu? Bu kitaptaki hatâları açıklamak için ayrıca birkaç kitap yazmak gerekir. Bu kitaptaki İslâmda kölelik Meselesine bir göz atarsak kâfi gelebilir.
Bilindiği gibi faiz, içki, zina gibi hususlar dinimizce yasaklanmış, kölelik ise yasaklanmamış, ancak köle azâd edici hükümler çoktur. Bakalım bu vehhâbî kitabında ne deniyor:
«Muhakkak kölelik, insanî değerleri yoketmekdir. O halde nasıl olur da bu, insanın değerini ilân eden İslâmın bir işi olabilir?» (S. 116)
İslâmın işi değil de Peygamber aleyhisselâm mı koydu demek isteniyor? Aksine deniyor ki faiz ve içki gibi yavaş yavaş kaldırılmak istenmiştir. Köleliğin içki ve faize benzetilmesi ne tuhaftır. İçki ve faiz haram olduğu halde kölelik haram değil caizdir. S. 118 de zaruret halleri müstesna İslâmın hürlerle köleler arasında evlenmeyi men ettiği bildirilmektedir. Sebep olarak da köle kadın hür bir kimseyle evlenirse ve bundan çocuğu olursa kölelikten çıkıp hür olacağı içinmiş. Hür olması suç mu?
Kölelik hakkında şüpheler varmış. İlmi emanetin gereği olarak bunu açıklıyormuş. Nihayet ağzından baklayı şöyle çıkarıyor:
«İslâm her ne kadar bizim işaret ettiğimiz gibi yeni bir kölelik meydana getirmek hususunda bir vesile ittihaz edebilecek kapıların hepsini kapatmışsa da bu kapıların yanında ufacık açık bir delik bırakmıştır. O da İslama göre meşru harp durumlarıdır.» S. 119
Aynı sayfada bu açık kapı şöyle anlatılıyor:
«Kâfirlerden alınan esirlere üç şıktan biri tatbik edilir: l - Serbest bırakılmaları, 2 - Köle haline getirilmeleri, 3 - Öldürülmeleri.»
Halbuki gerçek insanların sandığı gibi böyle değilmiş. Şöyle bir hükme varılıyor:
«Biz Kur'an âyetlerine baktığımız zaman, esirin öldürülmesi veya köleleştirilmesine dair bir şey bulamıyoruz. Ayette sadece bir tek yol gösterilmiştir. O da bedel karşılığı veya bedelsiz bırakmaktır.» (S. 119)
Tabiî iddiasında da Dr. Seçkin gibi bir âyet-i kerîmeyi delil olarak göstermiştir.
Bütün ifadelerden «kölelik çok kötü bir müessesedir, insanî değerleri yok eder, Kur'an'da da yoktur, bunu İslama kim sokmuşsa vebal onundur.» denmek istendiği açıktır. Halbuki kâfirleri köle olarak almayı emreden Peygamber aleyhisselâm değil miydi? Âyet-i kerîmeyi Peygamber aleyhisselâm (hâşâ) anlıyamamış da vehhâbî bozması mı anlamıştır? Düsturu Kur'an olanların, belli bir hak mezhebe göre kitap yazmayanların böyle halt yemesi yadırganmamalıdır. Fakat Dr. Özek bu kitabı niye tercüme eder ki?