Din Dersi Öğretmeni

HASAN KAYA'YA (*) AÇIK MEKTUP

DOĞAN ÇİLİNGİR

Sayın Öğretmen,

Selâmsız ve tenakuzlarla dolu mektubunuzu  aldık. Şaştık kaldık.

«İlim Çin'de de olsa alınız» Hadîs-i şerifinin üzerinde ihtilâf dahi yoktur, diyorsunuz. Doğrudur. Bütün ehl-i sünnet âlimleri Hadis-i şerîf olduğunu yazmışlardır. İhya'da kaynağı da var. Zaten İhya kendi başına kaynak demektir. Ancak bu Hadîs-i şerifin aslı olmadığını Hocanız söylemektedir. Modern Problem Karşısında İslâm Hukuku isimli yapıtta da vardır. İhtilâf yoktur deyişinizden Hocanızın kitaplarını okumadığınız anlaşılmaktadır. Biz eserlerini okumadığımız kimseler hakkında konuşmayız. Bizim için bir Yusuf-i Nebhani hazretleri, bir İbni Hacer-i Mekkî hazretleri, bir İmâm-ı Gazâlî hazretleri, bir İmâm-ı Rabbani hazretleri ve bir İmâm-ı A'zam hazretleri başlı başına delildir. Onlara bunu nereden aldınız, diyemeyiz. Onların sözlerini hüccet kabul ederiz. Hadîsde İmâm-ı Buharî senettir. Şu hadîs-i şerifi nereden aldın diye ona soramayız. Ama bazı mezhepsizler birçok mutemet kitaplarda sayısız mevzu hadîs bulunduğundan bahsederler, Sahih-i Buharî'de bile mevzu hadîs bulunduğunu iddia etmişlerdir. Misal mi istiyorsunuz? Prof. Mahmasanî söylemiştir. Yukarıda ismi geçen yapıtta vardır.

Mektubunuzda Hulefa-i Raşidin ile Hazret-i Muaviye'nin cumhuriyet esaslarına göre seçildiğini yazıyorsunuz. Size kim söyledi? Hazret-i Ebu Bekir Radiyallahü Anh, doğrudan doğruya, kimseye danışmadan Hazret-i Ömer Radiyallahü Anh'ı seçmedi mi? Hazret-i Ömer altı kişilik şuraya havale etmedi mi? Her halife vefatına kadar hilâfette kalmadı mı? Osmanlı Devletinde halîfeler aynen Hazret-i Ebu Bekir Radiyallahü Anh'ın yerine Ömer Radiyallahü Anh'ı seçtikleri gibi seçmedi mi? Bütün bunların cumhuriyet ile, demokrasi ile ne ilgisi vardır? Beşerî idareleri, ilâhî idarelere benzetmek gaflet, dalâlet ve hattâ hıyanet olmaz mı?

«Halkın kendi kendisini idare etmesi şeklinde tanımlanan cumhuriyet bahis mevzuu değildir, yanlış anlaşılmasın.» diyorsunuz.

Bütün âlem-i İslama ibret olması için cümleyi tekrar ediyoruz: «ELHAMDÜLİLLAH yarım asırdan fazla bir zamandan beri cumhuriyet idaresini kurmuş bulunuyoruz.» Burada hamdedilen cumhuriyet, Raşid halifelerin hilâfetine mi, Emevî hilâfetine mi, Abbasi hilâfetine mi, Osmanlı hilâfetine mi, yoksa bugünkü cumhuriyete mi?

İslâm'da cumhuriyet olduğunu, demokrasi bulunduğunu şimdiye kadar hangi ehl-i sünnet âlimi söylemiştir? Hamdedilen cumhuriyete benzer bir cumhuriyet şimdiye kadar hangi İslâm Devletinde görülmüştür? Mevdudî'nin söylediğini yazıyorsunuz. Mevdudî'nin kitaplarını tetkik ederek Ehl-i Sünnete aykırı görüşlerini mecmuada vesikaları ile birlikte teşhir ettik, ne hain bir mezhepsiz olduğunu ispatladık.

Hilâfetin beşerî sistemlerle mukayesesini Mevdudî gibi mezhepsiz, selef düşmanı bir selefiyeciden değil de ehl-i sünnetten olan Atıf Hoca'dan nakledelim. Gerçi mezhepsizlere Atıf Hoca hiç hüccet olmaz. Fotörlerine kaz tüyü takan mezhepsizler Atıf Hoca'ya Ebussuud Efendi'ye diş bilerler. Ama biz ehl-i sünnet Müslümanlarına delil olması bakımından HİLÂFET hakkında Atıf Hoca'dan istifade ederek hazırladığımız yazı aşağıdadır.

HİLAFET: İslâmî idare şeklidir. Devlet Reisliği tevarüs yolu ile bir hanedanın fertlerine münhasır olmayıp ümmetin reyleri ile hususî şartlara haiz bir zat seçilir. Reis tayin olunan zat, hilâfet makamından vazgeçmedikçe veya vefat etmedikçe, yahut azlini icap ettirecek bir vaziyet ortaya çıkmadıkça hilâfet makamında bakî kalır. Ve her hareketi şer'î kanunlar ile mukayyed olup kendi keyfî idaresi ile emir ve nehye kadir değildir.

Halîfe, Devlet işlerini idare ve kanun kuvvetini icra hususunda gayet geniş bir salâhiyete hâiz bulunduğundan mutlakiyet idaresine benzetilebilir.

Halifenin her hali şer'î kanunlar ile mukayyet olduğundan azl ve nasb bakımından meşrutiyete benzetilebilir.

Seçim ve şura bakımından cumhuriyete de benzetilebilir. Ancak halifenin azl ve nasbi, hal ve akt ehlinin rey ve seçimleri ile olduğundan şer'î kanun hilâfına harekete bir çıkış yolu bulunmadığından, halifenin kanun kuvvetini icrada, memurların azl ve tayinlerinde ve onları mes'uliyetli kılmakta gayet geniş bir salâhiyete haiz bulunduğundan hem mutlakiyetten, hem meşrutiyetten ve hem de cumhuriyet idaresinden ayrıdır.

«Hz. Muaviye hiç yanılmaz, ondan hatâ sadır olmaz, diye düşünmek hatalı ve abes olur.» diyorsunuz.

Size peygamberlerden —aleyhimüsselâm— başka kimselerin günah ve hatâ işlemiyeceklerini kim söyledi? Bu umumî bir kaidedir, ancak Hazret-i Ali ve Hazret-i Muaviye'nin (Radiyallahü anhümâ) hatâ ve günah işlediğini şimdiye kadar hiç bir ehl-i sünnet âlimi söylememiştir. Varsa buyurun söyleyin, derhal neşredelim. Ancak İmâm-ı Gazâlî ve İmâm-ı Rabbani gibi ehl-i sünnet büyükleri Sıffîn savaşında Hazret-i Muaviye Radiyallahü anh'ın hatasının içtihad hatası olduğunu yani sevap kazandığını günah işlemediğini bildirmişlerdir. Ehl-i sünnet âlimleri, içtihadı sebebiyle sevap kazandı derken siz veya biz kim oluyoruz da onlara zıt bir görüş serdetmek küstahlığında bulunalım?

«Sahabenin hatâsı Cenâb-ı Allah tarafından affedildiğine dair bir kayıt yoktur.» diyorsunuz.

Mecmuamızın 12. sayısında Sahih-i Müslim'den alınan bir hadîs-i şerifte fitnelere karışan Eshâb-ı kiramın da affedileceği, fakat bu fitnelere karışan Eshâb-ı kirama dil uzatan mezhepsizlerin ise Cehenneme gideceği vesikalandırılmıştır. Bu vesikayı, yani bu hadîs-i şerifi siz de kabul ediyor ve «Af ancak suç ve günah işleyenlere uygulanacağına göre, demek Resülullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bu hadîsiyle kendilerinden sonra ashâbından bir kısmının suç ve günah irtikâp edeceklerine işaret buyurmuş oluyor.» diyorsunuz.

Hadîs-i şerifte hatâ işleyecek Eshab-ı kiramın şu veya bu olduğu nasıl tesbit ediliyor? Hazret-i Muaviye'nin günah işlemiş olduğunu kim söyledi? Mezhepsiz Mevdudî bile «Muaviye fâsık değildir.» diyor. Yani bizce bilinen bir günahı yoktur, diyor.» Ehl-i sünnet âlimleri zaten içtihad hatâsı diyor. Ehl-i sünnet âlimlerinin yanında sizin veya bizim esamemiz okunabilir mi?

«Hz. Muaviye Allah C.C. tarafından affedilir veya edilmez, o Allah'ın bileceği iştir, dilerse affeder, dilerse affetmez. Biz inşa-Allah Hz. Muaviye'yi de bizi de af eder diyerek işin içinden çıkalım» diyorsunuz.

Siz söylediğinizi mi işitmiyorsunuz, yoksa fitnelere karışan Eshâb-ı kiramın affedileceğine dair olan ve bize yazdığınız hadîs-i şerife mi inanmıyorsunuz? Hâşâ Peygamber aleyhisselâm yalan mı söyledi diyorsunuz? Bu ne cür'et efendi?

Yukarıda geçti «Af ancak suç ve günah işleyenlere uygulanır» diyorsunuz. Fetih sûresi ikinci âyet-i kerîmesinde Peygamber aleyhisselâm için «Senin geçmiş ve gelecek günahların affedildi.» denmektedir. Senin mantığına göre ismet sıfatlı peygamberler de böylece günah işlemiş oluyor. Vehhâbî itikatlı selefiyeciler, bu âyet-i kerîmeye dayanarak hâşâ peygamber efendimizin günah işlediğini iddia ediyorlar. Fakat ehl-i sünnet âlimleri geçmiş ve gelecekte günah işleme durumunun kaldırıldığı gibi bir tefsir ve tevilde bulunuyorlar. Mezhepsiz selefiyeciler tevil etmedikleri için peygamberlere günah işletiyorlar. Mukallitler âyet-i kerîmeye ve hadîs-i şerife değil, ehl-i sünnet âlimlerine ve bağlı bulundukları mezheblerinin hükümlerine bakmalıdır.

«Bir anlığına tarafsız düşünelim. Hz. Ali'nin, Muaviye'ye KARDEŞİM demesi de Hz. Muaviye'yi masum kılmaz. Tıpkı Resulüllah'ın sallallahü aleyhi ve sellem ashabım demesinin masum kılmadığı gibi.» diyorsunuz. Biz ehl-i sünnet Müslümanıyız, hâşâ tarafsız düşünemeyiz. Dinimize dıştan bakamayız. Miracı inkâr eden Hamidullah gibi Kâinatın Efendisine «İslâm Peygamberi» diyemeyiz. Gâvur ağzı ile konuşamayız. Ehl-i sünnet âlimlerinin hükmü ne ise onu söyleriz.

12. sayımızda senediyle kayıtlıdır ki, Hazreti Ali radiyallahü anh, Hazret-i Muaviye radiyallahü anh için kâfir hattâ fâsık olmadığını, kardeşi olduğunu beyan etmiştir. Biz diyoruz ki Hazret-i Ali radiyallahü anh, kardeşim derken size ne oluyor?

«Ya Rabbi ashabî, ashabî...» Hadîs-i şerifinin münafıklar için söylendiğini 12. sayımızda vesikaları ile izah etmiştik. İstisnasız bütün Eshâbmın affedileceğini ehl-i sünnet âlimleri ittifakla bildirmişlerdir.

Siz, Allahü teâlâ'nın bütün Eshâb-ı kiramdan razı olduğunu bildiren âyet-i kerîmeye mi inanmıyorsunuz? Eshâb-ı kiramın hepsinin hattâ fitnelere karışanların bile affedileceğini bildiren hadîs-i şeriflere mi inanmıyorsunuz? Başta dört imam olmak üzere Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdiklerine mi inanmıyorsunuz? Neye inanıyorsanız bilelim?

Hem inanıyorum diyorsunuz vesikasını gösterince Allah dilerse affeder, dilerse affetmez diyerek mü'mine yakışmayan bir ifadede bulunuyorsunuz. Eshâb-ı kiram mevzuu ihtilaflı bir mesele değil, İCMA halini almıştır.

«Esbabımın ismini işitince dilinizi tutunuz.» Hadîs-i şerifi ile niçin amel etmiyorsunuz?

«Madem Hz. Ali KARDEŞİM diyordu. Hz. Muaviye'nin hatalı olmadığını kabul ediyordu da niçin bunca insanın kanına girdi?» gibi gülünç bir ifadelerde bulunuyorsunuz?

Demek siz içtihadın ne demek olduğunu bilmiyorsunuz. Bilseydiniz böyle yazabilir miydiniz? Hem bildiğinizi hem de böyle yazdığınızı söylerseniz maksatlı olmaz mı? 50 yıllık cumhuriyete hamdeden fotörüne zünnar bağlayan o büyük zattan başka kaynak kitabınız yok mu sizin?

İmâm-ı Şafiî, İmâm-ı A'zamdan sonra gelmiştir. İmâm-ı A'zam'ın kanın abdesti bozacağını İmâm-ı Şafiî kabul etmemiştir. Ama İmâm-ı A'zamın mutlaka hatâ ettiğini de söylememiştir. Müçtehid kendi içtihadı ile amel etmek mecburiyetindedir. Hazret-i Ali Hazret-i Muaviye'nin içtihadında hatâ ettiğini sanıyordu. Elbette içtihadlarına uyarak harb edecekler, etmeselerdi günaha girerlerdi.

«Hazret-i Muaviye'nin atının burnundaki toz olamam» diyen Ömer bin Abdülaziz'in Hazret-i Muaviye'nin emirleri ile minberlerde senelerce Hazret-i Ali ve ehl-i beyte yapılan laneti kaldırdığını yazıyorsunuz. Cümlenin sonunda da «Bu tarihî bir gerçektir.» diyorsunuz, Biz, İslâmî gerçeklerden bahsediyoruz, İslâm âlimlerinin verdiği hükümlerden bahsediyoruz, siz tutmuşsunuz tarihî gerçeklerden (!) bahsediyorsunuz. Biz tarihe değil, ehl-i sünnet âlimlerinin hükümlerine inanıyoruz. Hazret-i Ali gibi ehl-i beytten ve Aşerei mübeşşereden ve Eshabı kiramdan bir büyük zâta nasıl lanet edilir, ve ettirilir? Bunu kim yapabilir? Sonra bu lanete hangi Müslüman isyan etmez? Abbâsilerin uydurduğu tarih kitapları sizin için bir delil midir? Bir akâid kitabı mıdır? Bu lanet etme iftirasının 12. sayımızda vesikası vardır. Fakat burada da biraz izah edelim.

Hâşâ Hazret-i Ali'ye lanet edilmiş olsa, ona lanet eden kâfir olur. Bu iş zincirleme gider. «Onun atının burnundaki gubar olamam» diyen Ömer Bin Abdulaziz de aynı sınıfa dahil olur. Hazret-i Muaviye'yi öven bütün ehl-i sünnet âlimleri aynı dereceye düşmüş mazazallah hepsi de kâfir olmuş olur. İşte sözü hüccet kimse kalmayınca dinimiz böylece yıkılmış olur. «Küfre rıza küfür» düsturu vardır. Hazret-i Ali'ye seb ve lanet eden kendisi de aynı derekeye düşer. Böyle bir derekeye düşmüş insanı müdafaa eden de yukarıdaki düstura göre küfre düşer. Hâşâ böylece bütün İslâm âlimleri yuvarlandı gitti. Mezhepsiz Mevdudî, bu durumu bildiği için «Muaviye fâsık bile değildir.» diyor.

Siz ehl-i sünnet âlimlerine mi inanırsınız, yoksa tarihe mi?

Mektubunuzda en büyük gafı yaparak şöyle diyorsunuz: «Gösterdiğiniz kaynaklara ve âlimlere hürmetim sonsuzdur.»

Madem dergimizde gösterdiğimiz âlim ve kaynaklara hürmetiniz sonsuz, o âlimlerin ne dediğini duydunuz mu? İmâm-ı Rabbani (Kuddise Sirruh) Hazret-i Muaviye'yi kötüleyen zındıktır.» diyor. İmâm-ı Malik, «Hazret'i Muaviye'ye dalâlette diye şetmeden katledilir.» diyor. İmâm-ı A'zam (Radiyallahü aleyh) hayırla yad edilmesini emrediyor. İmâm-ı Gazâlî hazretleri «Bu hadiseleri hikâye yollu, öldürdü, astı, kesti, biçti, yaktı gibi anlatmak haramdır.» diyor. Kâinatın Efendisi «Eshabımın ismini işitince dilinizi tutun» buyuruyor. Allahü teâlâ «Ben onlardan razıyım.» buyuruyor.

Hakikat bu iken, Rafîzilere ve size ne oluyor da bu meseleleri kurcalıyorsunuz? Kendi ifadenizle Cennete mi Cehenneme mi gideceği bilinmeyen bir kimse hakkında ehl-i sünnet âlimlerinin hükümlerine aykırı konuşuyorsunuz? Din Dersleri Öğretmeni etiketi altında Hazret-i Muaviye Radiyallahü anh'ı kötüleyerek abonelerimizi niçin iğfal ediyorsunuz? Hürmet ettiğiniz âlimlerin hükümlerini söylemekten niçin çekiniyorsunuz? Siz hürmet ettiğiniz kimselerin hükümlerini kabul etmiyor musunuz? Hem hürmet ediyor, hem de itimat etmiyor musunuz yoksa? İtimat edilmeyen kimse için din yıkıldı demektir.

«Üstad-ı Muazzez S. Nursi hazretlerine de hürmetim sonsuzdur.» diyorsunuz. O da «Hem ölen, hem de öldüren ikisi de cennetliktir.» diyor. Sizdeki hürmet ne biçim hürmet? Hürmet ettiğinizi söylediğiniz kimselere itimat etmiyorsunuz.

Miracı inkâr eden ve daha birçok dinimize zıt fikirleri bulunan Hamidullah ile birkaç zattan bahsetmişsiniz. Mevdudî ve Kardavî samimi olarak mezheplerinin bulunmadığını söylemişlerdir. O ismini bize yazdığınız kimselerden bazılarının mezheplerini söyliyebilir misiniz? Vesika ile birlikte istiyoruz. Onlardan birisi kendisinin selef mezhebinden olduğunu iftiharla yazmaktadır. Selefîlik vehhâbîlik isimli sapık fırkanın kamufle şeklidir. Söylediğiniz zatların dört hak mezhepten birisine veya Matürudî yahut Eş'ârî olduklarını isbat edebilirseniz mecmuamızı kapatacağımızı beyan ve taahhüt ederiz. Çünkü onların bütün kitapları İbni Teymiyye'nin mezhepsizlik yolunu savunmaktadır. Meselâ bir mezhepsiz kuyruğu sıkışınca ben itikatta Eş'ârî, amelde ise Şafiî'yim dese bu sözüne değil, yapıtlarına itibar edilir. Kitaplarına bakılır. İbni Teymiyye'yi övmüş müdür, Mezhepsiz Abduh'a müçtehid demiş midir? Telfık'ın bazı şartlarla caiz olduğunu söylemiş midir? Vehhâbîliğe sünnî bir mezhep demiş midir? Hazret-i Muaviye'ye saldırmış mıdır? Eğer bunlar vâ'ki ise, o kimse dört mezhebin dışındadır, nıezhepsizdir.

«Yanıldığınız tek nokta şudur: Muaviye'ye atılıp tutulursa dinimiz yıkılır.» diyorsunuz. Arkasından büyük gaflar ediyorsunuz. Hiç bir Müslümanın söyliyemiyeceği laflar ediyorsunuz. «Sonradan sapıtan, azıtan bir kimsenin bidayetteki makbul ameli, fasit olması lâzım gelseydi, bidayette sapık ve bozuk olan kimselerin sonraki makbul ve muteber amalini de fasit saymak gerekirdi. Öyle olunca Hazret-i Ömer'den menkul ehadisi de kabul etmemek lâzım gelirdi. Hazret-i Ömer'in bidayetten, Hazreti Muaviye'nin de sonradan sapıklıkları sabittir. Bu halleri de İslâm'a asla zarar vermez.» demek gaflet ve dalâletinde bulunmuşsunuz.

Siz hiç din tahsili görmediniz mi? Fıkıhtan bihaber misiniz? Akaid diye birşey duymadınız mı? Sonradan Müslüman olmuş bir kimse anadan doğmuş gibi tertemizdir, günahsızdır. Sonradan sapıtan, mürted olan kimsenin ise bütün makbul amali sıfıra inmiş olur. Ehl-i sünnetin itikadı budur. Sizin söylediğinizi mezhepsizler ve sapık mezhep salikleri söylüyor. Sizin fikrinizde olan bir tek ehl-i sünnet âlimi gösterebilir misiniz? Gösterebildiğiniz takdirde mecmuayı kapatmaya hazırız. Hazret-i Ömer'in sonradan Müslüman olduğunu bütün ehl-i sünnet âlimleri söylemekte, fakat Hazret-i Muaviye'nin sonradan sapıttığını söyleyen tek ehl-i sünnet âlimi var mıdır? Mezhepsizler söylüyorsa, sözleri bize delil olabilir mi? Dinimizde başa değil, sona itibar edilir.

«Hz. Muaviye'den de İslâm'a yaptıkları hizmet için Allah razı olsun. Varsa her ikisinin de masiyetlerini af ve mağfiret buyursun.» diyorsunuz.

Hazret-i Muaviye hakkındaki hadîs-i şerifleri bir tarafa bırakalım da Hazret-i Ali Radiyallahü anh için konuşalım. Hazreti Ali, Hülefa-i Raşidinden, Aşere-i mübeşşereden, Ehl-i beytten ve Eshab-ı kiramdan olduğu hadîs-i şerifler ile sabit değil mi? Yani Cennetlik olduğu müjdelenmemiş midir? Günahları varsa demek, Hadîs-i şerife şüphe ile bakmayı gerektirmez mi? Biz kim oluyoruz da Allahü Teâlâ'nın cennetlik diye bildirdiği zat'a af talebinde bulunuyoruz? Efendi bu ne cür'et? Veya Davudoğlu Hoca'nın tabiriyle bu ne cinnet?

«Eimme-i Erbaa ve diğer bahsettiğiniz âlimler sahabeye atmamanın lâzım ve zarurî olduğu gerçeğini görmüşler ve kabul etmişlerdir. Bu bakımdan öyle emirler ve görüşler serdetmişlerdir.» diyorsunuz.

Peki siz bu âlimler gibi hareket etmiyorsunuz da 13 sayfalık küfürname gönderiyorsunuz? Sizin müstesna bir yeriniz mi vardır? Ehl-i sünnet değil misiniz yoksa? Mezhepsizlik zehiri size de mi bulaştı? İcmaya karşı gelmenin dinimizdeki yerini bilmiyor musunuz yoksa? Ehl-i sünnet âlimleri icmayı inkâr etmeyi küfür olarak kabul etmişlerdir.

«Öyle emirler, görüşler serdetmişler, herhalde başka türlü bu milleti yatıştıramazlardı.» diyorsunuz. Bu sözden İslâm âlimleri hakkı değil de, halkı yatıştırmak için idare-i maslahat kabilinden laf etmişler gibi bir mânâ çıkarmaktan korkmuyor musunuz? Müçtehidlerin görüşü olmaz, içtihadı olur. Müçtehidler için görüş lafını mezhepsizler kullanmaktadır.

Ehl-i sünnete uygun nakilleriniz varsa buyurun yazın derhal neşredelim. Gizli gizli abonelerimizi iğfal etmek bir din dersi öğretmenine yakışmaz. Mezhepsizler gibi niçin aleyhimizde uğraşıyorsunuz? Yoksa sizde mi mezhepsizsiniz? İfadelerinizden o anlaşılıyor.

Bütün mezhepsizlere ilân ediyoruz ki, ehl-i sünnete uygun nakillerini gönderirlerse neşre hazırız. Eğer bizim kusurumuz olmuşsa doğruyu bilip de bildirmeyenler mes'uldür. Bir mezhepsiz öğretmen «Millî FİKlR'i okumayın» demiş. Biz diyoruz ki ehl-i sünnete uygun hatalarımızı gösteren olursa yazılarını neşre hazırız.

Ehl-i sünnet yolunda olanlara selâm...