HAZRET-İ MUAVİYE
(Radıyallahü anh)
(Bu yazı İbni Hacer-i Mekki Hazretlerinin Tathirülcenan'dan tercüme edilmiştir.)
Hazret-i Muaviye'de (radiyallahü anh), müslüman olmak şerefi, Eshâb-ı kiramdan olmak şerefi, Hadîs-i şerîfle övülmüş olmak şerefi, Kureyş kabilesinden olmak şerefi, ve Resûlüllah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) nikâh ile akraba olmak şerefi toplanmıştır. Bu akraba olmak şerefi, o kadar yüksek bir şereftir ki, böyle akraba olanların, Cennette Peygamber aleyhisselâmın yanında bulunacakları bildirilmiştir. Sayılan bu üstünlüklerden herhangi birisi, bir müslümanda bulunursa onu sevmek lâzım gelir. Bu şereflerin hepsini toplamış olan bir zatı ise ne kadar çok sevmek gerekeceğini, aklı ve insafı olan herkes kolayca anlar.
Eshâb-ı kiram arasındaki ayrılıklar ve muharebeler, birbirlerini sevmedikleri için değildi. Meselâ, Halid İbni Velid ile Sa'd bin Ebi Vakkas, birşey üzerinde uyuşamamışlardı. Bir kimse Sa'd İbni Ebi Vakkas'ın yanında, Halid bin Velid'i kötülemeğe başladı. Sa'd Ebi Vakkas (radiyallahü anh) bu kimseyi susturarak «Sus O'na birşey söyleme. Aramızdaki ayrılık, din kardeşliğimizi bozmaz.» buyurdu.
Bunun gibi, Hazret-i Ali, sokakta Zübeyr bin Avvâm ile karşılaştı. Hazret-i Osman ile alâkalı bir şeyden dolayı birbirleriyle sertçe söyleştiler. Zübeyr'in oğlu Abdullah, bundan dolayı Hazret-i Ali'ye münasebetsiz sözler söylemeğe başlarken babası çok kızdı ve oğlunu dövdü.
Bir Hadîs-i şerifte şöyle buyuruldu:
«Ümmetimin azabı, dünyada verilir.»
Yani, dünyada ümmetimin arasında olan sıkıntılar, fitneler günahların dökülmesine sebep olur. Bunun gibi daha nice Hadîs-i şerifler bildiriyor ki, Eshâb-ı kiram arasında olan muharebeler, yalnız dünyada olan ayrılıktır. Âhirette hepsine sevap, yani Cennet vardır.
Eshâb-ı kiramın her biri, her işinde, Allahü teâlânın rızasını, sevgisini kazanmaya çalışır ve O'nun emrine uygun gördüğü işe sarılırdı. Ehl-i sünnet âlimleri söz birliği ile bildiriyor ki, bir müslüman büyük günah işleyince kâfir olmaz, O halde, Hazret-i Ali ile harbedenlere, kâfir demek, lanet etmek, söğmek hiç caiz olmaz.
Müslümanların en kıymetli ve temel iki hadîs kitabından biri olan MÜSLİM şerhinde ve başka kitaplarda şöyle yazmaktadır:
«Hazret-i Muaviye, Resulullah'ın kâtibi idi. Yanında yazardı. Zeyd bin Sabit vahy yazardı. Muaviye hem vahy hem de mektup yazardı.»
Abdullah ibni Mübarek şöyle buyurur:
«Hazret-i Muaviye, Resulullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) yanında giderken, atının burnuna giren toz, Ömer bin Abdülaziz'den bin kere daha kıymetlidir.»
Buradan, Hazreti Muaviye'nin ne kadar yüksek olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Hazret-i Muaviye'nin üstünlüğünü bildirmeğe Tirmizi'nin bildirdiği şu hadîs-i şerif yetişir: «Ya Rabbi, Onu hadi ve mühdî eyle.» Yani onu doğru yola ulaştır ve doğru yola ulaştrıcı eyle.