HUMEYNİCİ ÖĞRETMENE

(Aşağıdaki yazı İmam Hatip Lisesi'nde Arapça öğretmenliği yapan Humeynici bir sapığa cevap olmak üzere yazılmıştır.)   

Âlimin her sözü mercan incidir,

Câhilin bir sözü bin can incitir.

Bazıları yükselmek için başkalarının üstüne basmak isterler. Kendilerini âlim tanıtabilmek için hakikî âlimlere saldırırlar. Humeynici öğretmen de Humeyni'yi haklı çıkarabilmek için hak mezheplere saldırmakta ve talebeye zehir kusmaktadır. Humeynici şöyle diyor:

«Kim demiş mezhep dört diye? Mezhebi tutanlar büyük âlim değildir. Bunlar daha çok yaygara yapmış, peşine daha çok adam toplamış böylece mezhebi tutulmuş, diğerleri ise mütevazi bir şekilde yaşadığı için unutulmuş. Halkın ekserisinin peşinden gittiği kimse aklı olsaydı Karl Marks ve benzerleri haklı olurdu. İmam Abduh'un mezhebinin tutulmaması onun haksız olduğunu göstermez.»

Be hey gafil Humeynici, sen bu yaygaraları, Yaygaracının Yaygarasından mı öğrendin?

Bugün dört hak mezhepten başka doğru mezhep bulunmadığı Millî FİKİR'in 48. sayısında orijinal vesikalarıyla nakledilmiştir. Dört mezhepten ayrılmanın şeriattan ayrılmak olduğu Tefsir-i Mâzharide bildirilmiştir. Ehl-i sünnetin bugün yalnız dört hak mezhebde bulunduğu Tahtavi haşiyesinde delilleriyle gösterilmiştir. Dört mezhepten ayrılmanın ilhad olduğu Mebde ve Mead risalesinde açıklanmıştır.

Bu kadar İslâm âlimleri gelmiş, hepsi bir hak mezhebe tâbi olmuşlardır, mezhepsiz âlime rastlanılmamıştır. Osmanlı Devleti, yıllarca bir hak mezhebe tâbi olmuş, Hanefî mezhebi adetâ devletin resmi mezhebi olmuştur. Osmanlı Devletindeki sıradan bir müslümanın dini mevzularda bildiği çok şeyi maalesef bugün yüksek tahsil yapmış sizler ve bizler bilemiyoruz. Nerede kaldı âlimlerin eserlerini anlamak? Hele onlarla boy ölçme cür'etinde bulunmak bir cinnettir.

Ehl-i sünnet âlimlerinin dalâlet üzerinde birleşmiyeceği hadîs-i şerifle bildirilmiştir. Karl Marks'ın peşinden gidenler, vehhâbi lideri Abdulvehhâb oğlu'nun peşinden gidenler, Humeynîye sarılanlar, sarıldıkları kimseler Ehl-i sünnet değil ki ölçü olsun.

Humeynici, vehhâbiler gibi, Peygamber aleyhisselâmın ve Eshâb-ı kiramın mezheplerinin ne olduğu, yani mezhepleri bulunup bulunmadığını sormaktadır. Bunun da cevabı yine 48 sayılı  Millî FİKİR'de vesikaları ile bildirilmiştir.

Bu Humeynici diğer İslâm âlimlerine de şöyle saldırmaktadır:

 «Kitap ve Sünnet dururken mezhep çıkarıp ayrılıklar icad etmeleri yetmiyormuş gibi mezhep içindeki âlimler, kitaplar yazmış, bunlar da daha sonra gelen âlimler tarafından şerhler yapmışlar. Yazacaklarsa doğru dürüst bir kitap yazsalardı da şerhe merhe lüzum kalmamalıydı. Şerhi gerektiren kitap makbul kitap değildir.»

Aslında böyle ahmağa cevap vermek faidesizdir. Böylesine verilecek en güzel cevabın sükut olduğu buyurulmuştur. Fakat Arapça öğretmeni olduğu, talebelerin saf zihinlerini iğfal ettiği için cevap vermek mecburiyetinde kalıyoruz. Kendisinin kalbi kararıp kömürleştiği için hak sözler tesir etmeyebilir. Gençlerin aldanmamaları için birkaç satırlık cevap verelim.

Kur'ân-ı kerîmi anlayabilmek için tefsire, tevile, şerhe ihtiyacımız vardır. Bunu Peygamber aleyhisselâm anlamış ve anlatmıştır. Hâşâ hangi mezhepsiz çıkar da Allahü teâlâya «Şerhe, tefsire ihtiyaç duyulan bir kitap gönderdin? Herkesin kolayca anlayabileceği bir kitap niçin göndermedin?» demek cür'etinde bulunabilir? Hadîs-i şerifleri de anlıyabilmemiz için şerhine ihtiyacımız vardır. Zaten yetmiş iki sapık fırka Kitap ve Sünnete yanlış mana verdikleri için sapıtmışlardır.

Bizler mezhep imamlarının kitaplarını bile doğru dürüst anlıyamayız. Bunun için şerhlerine ihtiyacımız vardır.

Mizân-ül-kübra'da şöyle buyrulmaktadır:

“Hâdîs-i şerifler Kur'ân-ı kerimi açıklamaktadır. Mezhep imamları Hadîs-i şerifleri açıklamıştır. Din âlimleri de mezhep imamlarının sözlerini açıkladılar. Bu kıyamete kadar böyle olacaktır. Din imamlarının hiç bir sözü şeriatın dışında değildir.» (S. 47-51-60)

Humeynî'ci gafil, din imamlarının sözlerini senet kabul etmediği halde Mösyö Baidullah ve Mezhepsiz Mevdudi gibi sapıkların kitaplarını okur, onlara itimat eder. Bu etiketli câhile «Osmanlı ulemasının eserlerini terceme etseniz» dediğimde bana şöyle cevap verdi:

«Doğru dürüst okuyup anlıyamıyorum.»

Hangi mezhepte ne gibi hatalar var sualime de şöyle cevap vermişti:

«Mezheplerin görüşlerini bilmiyorum, inceleme fırsatı bulamadım.»

Rahatça bilmiyorum diyebilen bu zavallı mezheplere, imamlara saldırmasını acaba nasıl biliyor, nasıl beceriyor ki?

Cenâb-ı Hak, hakkı hak, bâtılı bâtıl olarak tanıtsın ve hakikî İslâm âlimlerine uyarak ebedî saadete kavuşmamızı nasip etsin. Âmin.

S. Fâtih OSMANOĞLU — ILGIN