İCTİHAD

Müellifi : Yusûf-î Nebhânî

Allahü teâlâ, hadîs imamlarından bazılarını müctehid (din imamı) eyledi. Hadis imamlarından seçilmiş müctehidler (mezhep imamları), Peygamber aleyhisselâmın peygamberliğinin alâmetlerinden, mucizelerindendir. Onlar dinde ictihad ederek ince mânaları açıkladılar, insanlar doğru yolu bunların mezhepleri ile öğrendiler. Dereceleri, peygamberlik derecesinden (sahabelik derecesinden) başka her dereceden üstündür.

Müctehid imamlar selef -i sâlihin zamanında çok idi. Lâkin Allahü teâlânın iradesi, bu ümmet-i merhumeyi bunların ulularından dördünün mezhebinde bulundurmak şeklinde tecelli etti.

MEZHEP, bir müctehid imamın Allahü teâlânın kitabını ve Peygamber aleyhisselâmın hadîslerini bütün, gücü ile ictihad ederek şerh etmek, açıklamak ve beyan etmekle edindiği yol demektir. Mezhebe tâbi olanlar Kitap ve Sünnete uygun olarak Allahü teâlâya ibadet etmiş olurlar. Dört mezhebin mukallidleri, taklidlerinde Allah ve Resulünün hüküm ve emirlerine uyduklarında SÖZBİRLİĞİ vardır.

Eğer Allahü teâlâ, bu ümmet-i merhumeye İslâm dinini zabdeden ve dinden olmayan şeyleri ona sokmaktan koruyan bu din adamlarını ve mezheplerini İHSAN etmeseydi, aşağılık mülhidler ve cahiller elinde din oyuncak olurdu.

İCTİHAD KESİLMİŞTİR.

(Müctehid yetişmediğinden) ictihad kesileli çok yüzyıl olmuştur. Mezhep âlimlerinin bunda ittifakı vardır. Onlar ise, ümmetin ileri gelenleri, dinimizin koruyucusudur. Her bir müslüman için, Kur'ân-ı kerîmi ve Sünnet-i seniyyeyi anlıyamadıklarından, hak olan dört mezhepten birine tâbi olmaktan başka kurtuluş yolu kalmamıştır. Bir müslüman kendi mezhebinin imamına (mezhebindeki müftabih kavillere) uymakla, Allahü teâlânın kitabına ve Peygamber aleyhisselâmın sünnetine tâbi olmuş olur.

İçtihada gelince, bugün akıl ve din yolunda muvazenesi bozuk olmayan, ben müctehidim diyemez. (Bu gün müctehidlik iddia edenin ya aklı veya dini noksandır.)

İbni Hacer hazretleri buyurur ki:

«Fetvada içtihadın zorluğu meydanda iken müctehidlik iddia edenin işinde şaşkın, düşüncesinde bozuk olduğu pek açıktır. Böyle bir kimse gözleri görmez bir devenin sırtına binmiştir. Deve her yere çatıyor, her önüne geleni tekmeliyor.»

Şafiî mezhebinin büyük âlimlerinden İmâm-ı Râfiî ENVAR kitabında buyurur ki:

«Âlimler bugün müctehid bulunmadığında İCMA etmişlerdir.»

Büyük âlim İbni Ebidden buyurur:

«Allahü teâlâ kıyametin yaklaştığını bildirmek için insanları ictihad derecesine sahip olmaktan âciz eyledi.»

Hüccet-ül İslâm İmâm-ı Gazâlî buyurur ki:

«Zamanımızda müctehid kalmamıştır.»

İHYA kitabında ise şöyle buyurur:

«İctihad mertebesinde bulunmayan asrının en âlimi de olsa mezhep sahibinden naklen fetva verir.»

Muhammed bin Süleyman içtihadın kesildiğini bildirdikten sonra der ki.

«İmâm-ı Râzi, İmâm-ı Rafiî ve İmâm-ı Nevevî, bildiriyorlar ki, bugün insanlar müctehid bulunmadığında SÖZBİRLİĞİ halindedirler.»

Artık anlaşıldı ki, bâzı kimselerin, mutlak ictihad mertebesine erdiğini, dört mezhebden birini taklide ihtiyacı bulunmadığını söylemesi birer hezeyan ve saçmalamadır. Bunları bu düşüncelere iten Şeytanî vesveseler, nefsanî kuruntulardır. Akıl azlığı, din noksanlığı, nefislerinden ve ayıplarını göstermeyen cahilliklerinden razı olmaları, bu heves, ahmaklık ve hayasızlığın kendilerinde parlamasıdır. İnsanlar yanında yüksek mertebeye kavuşamamalarıdır. ALLAHÜ TEÂLÂ BUNLARA DÜŞMANDIR. İnsanların yanında rezil ve alay mevzuu olmuşlardır. Bu tür ahmaklarla bir araya gelip görüşmekten çok sakın. Ruhsatları araştırmadan, telfike sapmadan mezhebine sarıl.

Cami-i sagirde bildirilen, Beyhekî ve diğer alimlerin bildirdiği hadîs-i şerifte şöyle buyurulmuştur:

«Ümmetimin; âlimleri arasındaki ihtilâf rahmettir.»

Menavi Şerh-i Kebirinde der ki:

«İhtilâfları mezhep şeklini alıp, Peygamber aleyhisselâmdan sonra işlerin zorlanmaması için müteaddit şeriatlar gibi oldu. İnsanları kuşattı. O halde mezheplerin ayrı olması, büyük nimet ve üstün fazilettir. Ve bu ümmete mahsustur. Ortaya çıkacakları bildirilmişti. Peygamber aleyhisselâmın mucizelerinden biri olarak vâki oldu.»

Yine Menavî aynı kitabında der ki:

«Müctehid olmayan bir mezhebi taklid etmek zorundadır. İhtilâf ‘ın rahmet olması bir mezhebden tamamen bir başkasına intikalin cevazını gösterir. Bu cevaz Şafii mezhebindedir. Lâkin    SAHABE-İ    KİRAMI TAKLİD CAİZ DEĞİLDİR. Tabiini de taklid caiz değildir.”

Yine Şerh-i Kebirde bildiriliyor ki:

«İmâm-ı Râzi muhakkiklerin, avamın Eshâb-ı kiramın ileri gelenlerini ve büyüklerini taklidden menetmedeki SÖZBİRLİĞİ'ni bildirmektedir.»

Mizân-ı Hadarriyyede Muhyiddin İbni Arabi hazretlerinden bildirir. Buyurdu ki:

«Âlimler peygamberlerin yolundan ilerlemişlerdir. Nasıl peygamberlerin getirdiklerine, anlamasak da, iman etmemiz ve onları tasdik etmemiz lazımsa, mezhep imamlarının sözlerini de anlayamasak bile inanmamız ve onları tasdik etmemiz lâzımdır.»

Yine İbni Arabi hazretleri buyurur ki:

«Müctehidlerin gayb ilimlerinde sağlam makamları vardır. Onlar da öyle âlimlerdir ki, zanla hükmetseler, zanları da ilimdir.»

İmâm-ı Şârânî buyurur ki:

«Keşif sahipleri SÖZBİRLİĞİ halindedirler ki, bu dinin âlimlerinin her sözü, geçmiş peygamberlerden birinin dininde vardır. Allahü teâlâ fazl ve rahmeti ile her peygamberin şeriatı ile amel edenlerin sevabını bu ümmete nasip eyledi.»

(Bu yazı Arapça Huccet-ullahi alel âlemin isimli kiitabın ikinci cild 770. sayfasında BİR BÜYÜK MUCİZE başlığı altında başlayan yazının özetidir.)