İRAN HADİSELERİ ÜZERİNE
ŞİÎLER EHL-İ SÜNNET Mİ?
TEVHİD Gazetesi İstanbul'da bir şiî ile yaptığı görüşmeyi sütunlarına almış. Şiî Ali Ekber bakalım ne diyor? Tevhid soruyor. İran müslümanlarının çoğu şiî olduğuna göre Ehl-i sünnetle yakınlığı uzaklığı nedir? Ali Ekber şöyle cevap veriyor:
«İslâmî inançların hiç birisinde, Ehl-i sünnet ile arasında ayırım yoktur.»
TEVHİD Caferi nedir diye soruyor. Fakat sual şekli şöyledir:
«Caferiye (İmamiye) nedir?»
Ali Ekber 'in cevabı şöyledir:
«Caferiyye, Oniki imam mezhebinin, İmamiyyenin bir diğer adından başka bir şey değildir. Ehl-i Beyt imamlarına tâbi olanlara ŞİA yanında Caferiyye de dendi.»
TEVHİD, Humeyni ile Şeriatmedariyi soruyor. Ali Ekber cevap veriyor:
«Her iki zat da Caferi mezhebine mensup müslümanların dinin fıkhı hükümlerine uydukları ve fetva aldıkları birer müctehiddir.»
Biz, ŞURA'nın veya TEVHİD'in İran'ın durumunu bilmeden Şiîleri desteklediklerini zannederek «Bilselerdi desteklemezlerdi» diye hüsnüzan içindeydik. Demek ki bile bile destekliyorlarmış. Hem de şiîliği Ehl-i sünnetle bir mütalâa ederek.
Şimdi Şiîlik, Caferilik, İmamiyye gibi konularda vesikaları konuşturalım.
Seyyid Abdülkadir-i Geylânî hazretleri GÜNYETÜT TALİBİN isimli kıymetli eserinde BOZUK FIRKALAR diye başlıbaşına bir bölüm ayırmış. Orada ümmetin 72 sapık fırkaya ayrılacağına dair birçok hadîs-i şerîf nakledilmiş. Bir tanesi şöyledir:
«Ümmetim yetmişüç fırkaya ayrılır, bunlardan birisi hariç hepsi Cehennemdedir. O bir fırka fırka-i naciyedir, ben ve benim esbabımın hal ve itikadı üzerine bulunandır.»
Bu kurtuluş fırkasının Ehl-i sünnet velcemaat fırkası olduğunda İslâm âlimleri İCMA etmişlerdir. Yani Ehl-i sünnet velcemaat fırkasından başka bütün fırkalar cehennemdedir. Kendilerine şiî, Caferi veya imamiye denilen bütün fırkalar Cehennemdedir.
GÜNYETÜT TALİBİN Türkçeye de tercüme edildiği için bulması ve okuması herkes için mümkündür. Orada bu 72 sapık fırka bir bir izah edilmektedir. Orada bu fırkalardan Ehl-i sünnet bir taife, Hariciler onbeş fırka, Mutezile altı fırka, Mürcie oniki fırka, Şia otuziki fırka, Cehmiyye, Necariyye Dırariyye ve Kilâbiyye birer fırka, Müşebbihe'nin üç fırka olduğu bildirilmektedir.
Abdülkadir-i Geylânî hazretleri bu yetmişüç fırkayı saydıktan sonra şöyle buyuruyor:
«Bu fırkaların hepsi hadîs-i şerifte bildirildiği şekilde yetmiş üç fırkadır.»
Alusi Galiyye kitabında Cehenneme gidecekleri bildirilen yetmiş iki bid'at fırkasının en kötüsünün rafızîler olduğunu bildirmektedir.
Tuhfe-i İsna Aşeriyye kitabının başında şöyle yazılmaktadır:
«Şiiliği kuran İbni Sebe isimli Yemenli bir Yahudidir. Bu dalâlet fırkası her asırda başka başka hal almış. Şah İsmail zamanında belli bir şekle sokularak kitaplar yazılmıştır.”
MİLEL-NİHAL kitabında (Türkçe tercümesinin 43. sayfasında) Şiî mezhebinin yirmi fırka olduğu, bugün İran ve Hindistanda bulunan şiîlere imamiyye denildiği, îmamiyyeler de kendilerine Caferiyye dedikleri bildirilmektedir.
Çeşitli kitaplarda şiîerin bozuk itikadları bildirilmektedir. Nasıl İsevilerin İsa aleyhisselâmla, Musevilerin Musa aleyhisselâmla ilgileri yoksa, Şiilerin de Hazret-i Ali radıyallahü anh ile bir ilgileri yoktur.
Şimdi bir kimse çıksa ben Hazret-i Ebubekir'e veya Hazret-i Ömere (Radıyallahü anhüm) tâbi olarak onların mezhepleri üzere amel edeceğim dese caiz değildir. Eshâbı Kiramı taklidin caiz olmadığını birkaç defa vesikası ile bildirdik. Bir kimse amelde dört hak mezhebden birisini bırakıp Peygamber aleyhisselâmın bildirdiği şekilde amel edeceğim dese ne olur? Mezhepsiz olur.
Hal böyle iken Hadîs-i şerifle Cehennemlik olduğu bildirilen bir fırka TEVHİD gibi müslüman bir ceride tarafından nasıl müdafaa edilir hayret etmemek imkânsızdır. Her müslümanım diyen kimsenin Cehennemlik olup olmadığı düşünülmeden arkasından gidilir mi?
Ali Bulaç da İslâmî değer ölçülerine dayanılmadığı için İran Rafızîlerinin desteklenmeyisini ayıplıyor. Sapık yolda olanları bize destekletmek istiyorlar. Hattâ Şiî Humeyni'nin MÜCTEHİD kabul edildiğini söyleyerek şiîliği yumuşatmak istiyor.
Ali Bulaç daha neler diyor: Caferi müslüman ile aramızda dinin temel prensiplerinde birlik olduktan sonra... diyor. Sapık fıkralarla dinin temel mes'elelerinde, yani itikadda ayrılıklar vardır. Fıkhî konulardaki ayrılık dört hak mezhepte de vardır. Mes'ele İtikadda Ehl-i sünnet olmaktır. Ali Bulaç ARAMIZDA ifadesinden kendi şahsî görüşünü kasdediyorsa karışmayız, belki şiîlerle itikad bakımından bir farkı yoktur. Ama bizim farkımız çok derindir. Onların Cehennemlik olduğu hadîs-i şerifle bildirilmiş ve âlimlerimiz bu vaziyeti yazdıkları kitapları ile ispat etmişlerdir. Meselâ Hazret-i Ali'yi diğer üç halifeden üstün bilmek Ehl-i sünnet itikadına zıttır. Şiilerin sapıklıkları hakkında ciltlerlerle kitap yazılmıştır.
İranlı Şiîler Şiî Devlet demiyorlarmış da İSLÂM DEVLETÎ diyorlarmış. Zaten 72 sapık fırka da kendisini müslüman zannetmektedir. Sonra Humeyni denilen sapık, İslâm Devleti bile demiyor, İslâm cumhuriyeti diyor. Dinimizde Cumhuriyet yok ama, Şiîlikte olabilir, bu da bizi ilgilendirmez.
Ali Bulaç yazısının sonunda şöyle demek istiyor: Eğer zannettiğimiz gibi bir İslâm Devleti kurulmazsa, Kitap ve Sünnetin değişmez prensiplerine uyarak bu hareketi elbette tasvip etmeyiz gibi bir şey demek istiyor. Her şeriat diyenin, her İslâm diyenin samimiyet derecesini ölçmeden peşinden git, yanlışlık olursa biz böyle istemiyorduk de ne denir buna?