«İSLÂMDA MÜRŞİD VE İRŞAD FAALİYETİ»

Uludağ ile alâkalı sayımızı matbaaya verirken okuyucularımızdan birisi Uludağ'ın «İslâm'da Mürşid ve İrşad Faaliyeti» isimli bir kitabını göndermişler. Alelacele kuşbakışı ile bir göz gezdirdik. O kadar çok hata var ki bir kitaba sığmaya imkân yok. Maalesef bu kitap Ehl-i sünnet taraftarı olup mezhepsizliğe karşı olan bir kardeşimiz tarafından Konya'da ders kitabı olarak okutulmaktaymış, İnşaallah bu yazımızdan sonra böyle bir kitabı ya okutmaz veya bariz hatalı yerlerini talebeye izah ederler.

Kitap tam bir selefi metodla hazırlanmış önsözünde Uludağ'ın kendisinin de ifade ettiği gibi iddialarını Kitap ve Sünnete istinat ettirmeğe çalışmış, Eshâb-ı kiramı taklid haram olduğu halde örneklerini de onlardan vermeğe kalkmış. Mezheplerüstü bir kitap yazmış.

Önsözünde sanki bir hizmet gibi, Mevdudî ve Ebul Hasan en-Nedvî gibi mezhepsizlerin irşad vazifesi için kitap yazdıklarını iftiharla zikretmektedir.

Sayfa 11 de Peygamberlerin günahsız, ma'sum, yani ismet sıfatlı olduklarını bildirdiği halde onuncu sayfada İslâm itikadına göre ilk günah işleyen kimsenin Âdem aleyhisselâm olduğunu, bilâhare Rabbi onu hidayete mazhar kıldığını bildirmektedir.

Diğer selefîler de ZENB kelimesinden peygamber aleyhisselâmın günah işlediğini söylemişlerdi. Peygambere günah isnat etmek ne kadar büyük suçsa, hidâyete mazhar kılındı diyerek hidayette olmadığını dalâlette olduğunu söylemek de o nisbette büyük suçtur. İslâm itikadına göre değil, Ehl-i sünnet itikadına göre peygamberler küçük günah bile işlemezler. Zelle işlemeleri caizdir, ancak zelle de küçük günah demek değildir. Zelle, daha iyiyi bırakarak iyiye meyletmek demektir. (Peygamberlerin küçük günah bile işlemedikleri hususu için Kadı İyâz'ın, Şifa-i Şerifi ile İmâm-ı Gazâli hazretlerinin Ravzatü't-Tâlibîn isimli eserlerine bakılabilir.)

Sayfa 13 de Bid'at mezhebi mensuplarının hak mezheplerden birisine değil de Kitap ve Sünnet çerçevesi içine sokulmalıymış. Hak olan dört mezhep sanki kitap ve Sünnet çerçevesi içinde değil...

Vehhâbîler bütün iddialarını Kitap ve Sünnetle isbat etmeğe kalkarlar, Kitap ve Sünneti anlıyamadıkları için de hak mezheplere hücum ederler Uludağ da hemen kitabının tamamını Kitap ve Sünnetten delil getirmeğe çalışmış. Metod bakımından Vehhâbîlerden bîr farkı yoktur.

Sayfa 28 de aynen Karaman gibi mezhepler üstü bir rol oynanıyor. Meselâ besmelesiz kesilen hayvanı yiyen kimseye söz ve elle mani olunamaz diyor. Sebep olarak da bu gibi fiillerin İmâm-ı Şafiîye göre mubah olduğunu söylüyor. Dediğimiz gibi kitap belli bir mezhebe göre değil mezheplerüstü yazıldığı için, falanca mezhepte caiz olan bir şeyi bu mezhepte haram da olsa ona mani olunmamalıdır deniyor. Misaller de verilmiş. Başka hak mezhepte caiz olup da kendi mezhebinde haram olan bir şeyi işlemek telfıktır, telfik bâtıl olup İmâm-ı Rabbani hazretlerine göre ilhaddır.

Uludağ'a bu kitabı hangi mezhebe göre yazdınız diye sorsak. Karaman gibi İslam’a göre diye cevap  vereceğini sanıyoruz. Zaten başka türlü cevap vermesi imkânsız.

Sayfa 52 de «İslâm hümanizmi» diye bir şeyden bahsediliyor. Bu selefîler nedense hep dinimizde olmayan terimleri kullanıyorlar. İslâm Cumhuriyeti, İslâm düşüncesi, İslâm sosyalizmi gibi. Uludağ da İslâm hümanizmi diyor. TRT'nin Marksist Müslümanlar dediği gibi, yarın bir başka selefi de İslâm komünizmi diyebilir.

Sayfa 55 de şöyle bir ifade var:

«İbn Rüşd ve Ebu Bekir Zekeriye er-razî gibi İslâm filozoflarının dininin ilâhî mahiyetine inanmadıkları bilinmektedir.»

Razi'nin kim olduğunu incelemeğe fırsat bulamadık. Ancak İbni Rüşdü biliyoruz. Uludağ'ın dediği gibi felsefeci bir dinsizdir. Ancak Uludağ, bu dinsizin mi yoksa İmâm-ı Gazali hazretlerinin mi haklı olduğunu bilmiyormuş. Hattâ İbni Rüşdün İmâm-ı Gazali hazretlerine darbe indirdiğini dahi söylemekten çekinmemiştir. Böyle bir eser ders kitabı olarak nasıl okutulur hayret etmemek imkânsız...

Sayfa 63 de ise şöyle bir ifade vardır: Müslümanlar çok erken Hz. Ali zamanında yekdiğerine zıd siyasî ve itikadî hiziplere bölünmüşlerdir»

Eshab-ı kiramın itikadı Ehl-i sünnet vel cemaat itikadında idi, hiziplere bölündüğü iftiradır. Siyasî hiziplere bölündüğü bile söylenemez. Onların ayrılıkları ictihad ayrılığı olduğunu 12. sayımızda ve MEZHEPSİZLER kitabımızda izah ve ispat ettik.

Sayfa 64 te Vehhâbîlik mezhebinden bahsedilerek şöyle deniyor:

«Bu mezhebin zihniyetini benimseyen tiplere Türkiye'de rastlamak mümkündür.»

Uludağ'a rica etsek bu vehhâbî tiplerinden birkaçının ismini söylerler mi acaba? Selefîlerden farkla yönleri nelermiş ki?

Canlı cansız her varlığın yaratıcısı Allahü teâlâ olduğu için Allahsız insan tabirini kullanmak uygun değildir. O dinsiz Yaradanını inkâr etse de ona Allahsız değil, dinsiz demek lâzımdır. Fakat Uludağ sayfa 13 de bu tabiri kullanmıştır. Zaten selefîlerin kullandığı tabirlerin hemen hiç birisini İslâm âlimleri kullanmamıştır. Faiz nazariyesi, İslâm'da kadın gibi.

Sayfa 95 de aynen Karaman gibi konuşarak Iskât-ı salat ve devir konusunda Uludağ şöyle diyor: İslâm dininin ruhuna aykırı olarak ortaya çıkmış bir âdettir. «Iskât-ı salât için ictihad eden âlimler İslâmın ruhunu Uludağ kadar demek bilmiyorlardı. Bu husustaki ilmî cevap Ahmet Gürtaş'a Açık Mektup isimli yazımızda mevcuttur. MEZHEPSlZLER kitabına bakılabilir.

Sayfa 120 de Kur'andan doğrudan doğruya ilham alınmasını tavsiye eden bir nakil alınmış. Aman ha mezheplerden nakil almayın, âlimliğinize zarar gelir.

Sayfa 124 de İsmail Hakkı İzmirli, M. Hamidullah, Hayrettin Karaman ve Bekir Topaloğlu gibi kimselerin kitapları tavsiye edilmektedir. Karaman, mason Abduhu tavsiye eder. Uludağ da Karaman'ı tavsiye eder. Dolayısiyle Uludağ, mason Abduhu tavsiye etmiş olmaz mı?

Sayfa 199 da Dinî hitabetin malzemesi verilirken (Ayet, hadîs, vesaire) olarak zikredilmiş, her nedense bir mezhebin müftabih kavilleri tavsiye edilmemiştir. Bahsedilen vaaz tipi tam bir vehhâbî metodu değil midir?

Mihr başka, başlık başka şeydir. Uludağ, hadîs-i şerifteki MİHR kelimesini BAŞLIK diye tercüme etmiş, dinî bir akit olan nikâh reforma mı uğratılmak isteniyor. (S. 96)

Teganni ve müziğin (Mûsikînin) haram oluşu fıkıh kitaplarında bildirilmişken, bu da bu kitapta reforma uğramış, Uludağ şöyle bir ifade kullanmaktadır:

«Musikî, Sima ve ilâhî, münacâat ve naat gibi besteli dîni şiirlerin irşad vasıtası olması bakımından çok yüksek değeri vardır. İnsanları fethetmenin yolu kulaktır. (S. 202)

Dikkatle incelenirse bunun gibi birçok hatalar bulunur. Temennimiz bu samimi tenkidlerimize kulak verilir, mezheplerüstü değil de bir hak mezhebe bağlı olarak, serbest düşünceli değil de sıkı sıkıya dört hak mezhebden birisine tâbi olarak, gerekirse dört hak mezhebden misaller de verilebilir.