MEHMED MEHMEDALİOĞLU

Bize gönderdiği dört sayfalık «eleştiri» mektubunun özeti şöyle: «Yusuf Dilben'e verdiğiniz cevabı toptan reddediyorum. Sakal hakkındaki ifadenizde Şeriatla idare edilmeyen yerlerde bu hükmün uygulanmayacağını —yani sakal bırakmamanın günah olmayacağını— yazıyorsunuz. Halbuki edille-i şer'iyyenin hepsinde beyan olunan Şeriatın hükümleri zaman ve mekânın değişmesiyle değişmez. Zaruretlerin haramları mubah kılması hakkındaki hadîs-i şerîf nefsinin esiri birçok tembel müslümanların müctehid olmasına vesile olmuştur. Sakal sünnettir ama üç mezhebe göre traş edilmesi haramdır. Sakallı kimselerin resmî işlerde çalışması meselesine bir misâl kâfi: Sakallı bakanları hatırlayınız. Şu bahsettiğiniz fitne nenin nesidir, anlayamadık. Muslümanın delili evvelâ Kur'ân, sonra sırasıyla sünnet, icma ve kıyas-ı fukaha olduğuna göre kadınların örtünmesi meselesinde Kur'an'da sarahaten emir var iken, ne ben gidip de Dürerül-Mültekite isimli kitaba bakmaya mecburum, ne de siz bahis mevzuu kitabı millete delil olarak göstermeye hakkınız vardır. Ehzâb sûresi 59. âyeti açıktır. Cilâb kelimesi için Ehteri lügatına bakarsanız çarşaf ve çar olduğu görülür. Nakledilen «İslâm belli bir örtü emretmemiştir» ifâdesi, âyet-i kerîmeyi inkâr değil de nedir?

Şapka için kelle verenler, sizin gibi içtihad edip kellelerini kurtaramazlar mıydı? O zaman şapka ve manto mecbur idi. Bugün mecbur mudur? Uğruna kelleler giden küfür kıyafetlerini fitne çıkacak veya bize gülecekler diye giymek o kellelerin kemiklerini sızlatmaz mı? Manto, aslı Fransız olan bir küfür kıyafetidir. Mantolu kadına dinsizlerin hiç saldırısı oldu mu? Çarşaflıya mı his duyulur, yoksa mantolu kadına mı?» (Sakalı traş etmenin haram olduğuna dair Dürrülmuhtar, fetava-i bezzaziye, ihya-i ulum gibi muteber kitapları da kaynak olarak göstermiştir.)

CEVAP: Sütunlarımız müsait olsaydı ve kanunî mahzuru da bulunmasaydı mektubunuzun tamamını ibret için neşrederdik.

Mehmet Efendi, zamanın değişmesiyle hükümler değişmez diyorsunuz. Halbuki Mecellenin 39. Maddesi «Ezmanın tagayyürü ile ahkâmın tegayyürü inkâr olunamaz.» şeklindedir. Yani zamanın değişmesiyle âdetle ilgili bazı hükümler değişebilir. Bu dinde reform demek değildir. Şeriatın müsaade ettiği yerlerde yapılan değişikliktir. Darülislâm'da hırsızlık, iftira, içki gibi suçlar için had cezaları tatbik edilirken Darülharbde had cezaları tatbik edilmez. Meselâ bir müftü hırsızlık eden oğlunun kolunu kesemez, zina edenleri recmedemez. Ederse fitne çıkar. Buradaki fitne ne demektir? Müftü kendisi ağır şekilde cezalanacağı gibi, temsil ettiğini zannettiği dinimize de kötülük etmiş olur. Sizin fitneyi bilmemeniz dinimiz için noksanlık teşkil etmez.

«Zaruretler memnu olan şeyleri mubah kılar.» sözü de Mecelle'nin 21. Maddesidir.

Efendi, biz zina eden kimsenin recmedilmesi hakkındaki hükmü inkâr etmediğimiz gibi, sakal traş etmenin hükmünü de inkâr etmiyoruz, edemeyiz de. Ancak Darülharbde recm hükmü uygulanamaz diyoruz ve bu hükmü de İslâm âlimlerinin kitaplarından alıyoruz. Haram işlememek, fitne çıkarmamak hattâ mekruh işlememek için sünnetin terk edileceğine dair olan hükmü de yine İslâm âlimlerinin kitaplarından alıyoruz.

Biz bu asırda sakal bırakılmaz demedik. Hattâ sakal sünnetine kıymet vermeyen kâfir olur dedik. Fitne çıkmayacak yerlerde, hizmeti aksatmayacak işlerde sünnet üzere bırakılmalıdır, dedik. Bu bakımdan sakallı bakanları misal vermeniz zaittir. Ancak sakallı bir er veya sakallı bir subay gördünüz mü? Sizin gibi bazıları askerde de sakalımızı kestirmeyeceğiz diyenler oldu. Fakat izine geldiklerinde kabak gibi traş olduklarını gördük. Sakal bırakmak için devlete isyan edilmez. Siz askerde sakallı mı idiniz? Değildiniz tabiî. Bir subay nasıl sakal bıraksın? Biz de diyoruz ki müsaade edilen yerlerde sakal bırakılır. Edilmeyen yerlerde ise bırakılmaz. Fitneci bir hoca, bazı subaylara sakal bırakın diye emir vermiş, orduyu sakalsız subaylardan temizlemek istemiş. Kızını sakal bırakmayan damadından boşattırmış, çarşaf giymeyen gelinlerini oğullarından ayırmış, sünnet işleyeceğim diye birçok fitnelere sebep olmuş.

Efendi, 22. sayımızda da yazdığımız gibi Sakal bırakmak sünnet, putları kırmak ise farzdır. Fitne çıkmaması için put kırma f arzı terk edilir.

Efendi, Müslüman mukallid, delilini Kur'an'dan aramaz, arayamaz. Ehl-i sünnet âlimleri âyetlerdeki hükümleri bize bildirmişlerdir. Biz kendimiz âyet-i kerîmelere uzanmaya kalkarsak sapıtırız. Âyet-i kerîmelerden 73 tane mezhep çıkmıştır. Bunların 72'si sapıtmıştır. Hak olan bir tanesi de amel bakımından dörde ayrılmıştır. Âyet-i kerîmelerden bir tek mâna çıksa idi, bu kadar mezhep çıkar mıydı? Haddimiz olmadan âyet-i kerimelere uzanırsak öyle çamlar deviririz ki altından kalkmak mümkün olmaz. Salahiyetli müfessirlerin nakillerine itibar ederiz. Cilâb kelimesi için Ehteri lügati bizim için hüccet olur mu? Hiç lügatla Kur'an tefsir edilir mi?

Siz, sakal hakkında Kur'an'dan değil, muteber ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarını zikretmişsiniz, tebrik ederiz, zaten her Müslüman böyle senet kitaplardan delil getirmesi lâzımdır. Kur'ân-ı Kerîm'den mânâ çıkarma işi bize ait değildir. Cilâbla örtünün deniyor. Peki kolları da örtecek miyiz? Bacakları da kapatacak mıyız? Bunlar âyet-i kerimede yazmaz. Namazın nasıl kılınacağı Kur'an'da bulunmaz. Zikrettiğiniz muteber kitaplarda yazar ve o kitaplar bizim için de delildir. Mültekıte kitabı da o mübarek kitaplardan biridir. Oradan aldığımız bir ifade için bu âyeti inkâr değil mi? demek ne büyük cür'ettir? Âyet-i inkâr etmenin küfür olduğunu bilmiyor musunuz?

Bizi içtihad etmekle itham ediyorsunuz. Halbuki içtihad yapmak isteyenlerle en kuvvetli şekilde bizim dergimiz mücadele yapmıyor mu? «Şapka için kelle verenler sizin gibi içtihad edip kellelerini kurtaramazlar mı idi?» diyorsunuz Evet insanların ve cinlerin müftüsü Ebussuud Efendi ve diğer salahiyetli İslâm âlimleri cebren giydirilen küfür alâmetlerinin caiz olduğuna fetva vermiştir. Fetvayı müçtehid verir, biz kim oluyoruz da bize hücum ediyorsunuz? Özürsüz küfür kıyafetlerini giymek elbette onların ruhlarını incitir, fakat bir özür olursa fetvaya göre incitmez.

Manto küfür alâmeti değildir. Hiç bir İslâm âliminin fetvasında yoktur. Ceket, pantolon, pardesü, kravat, ayakkabı, atlet, çorap, fanila, kazak, düğme, fermuar, gibi kâfirlerden gelen âdetlerden hiç birisi küfür alâmeti değildir. Uçak, otobüs, traktör gibi âletler de küfür alâmeti değildir. Bütün din kitaplarımızda küfür alâmeti olarak zünnar ve şapka geçmektedir. Mantoyu zünnara benzeterek kıyas yapmak sizin ve sizler gibilerin içtihatları olmuyor mu? Müçtehidden başkası kıyas yapamaz.

İslâm âlimlerinin naslardan çıkardıkları hüküm şöyledir: Kadınların avret mahalli sayılan uzuvlarını tamamen kapatmaları şarttır. Şu kumaşla kapatılacak, şu renkte çarşaf olacak diye bir şart yoktur. Cilabın yani örtünün ince ve dar olmaması lâzımdır. Âdet olan kıyafetle avret mahalleri kapatılır. Kalın eşarpla kapanmanın küfür olduğu hiç bir kitapta yoktur.

Mantolu eşarplı kadınlara da saldırı olmuştur. İlahiyat fakültesinden Hatice Babacan'ın başına gelenleri biliyorsunuz. Avukat Emine Aykenar eşarp giydiği için avukatlıktan men edilmiştir. Dinsizlerin saldırması bizim için mutlak bir ölçü değildir. Komünistler Amerika'ya kızıyorlarsa Amerika'nın iyi olması gerekmez. His duymak da öyle... Çarşaflı kadınlara his duyan fakat açık saçık yosmalardan nefret edenlere şahit olduk. Hisler ölçü olmaz. Kadınla erkeğin tokalaşması haramdır, his duysun veya duymasın farketmez.