NAİM ERDOĞAN

Ezher mezunu imiş. Ezher sözü edilince, aklımıza selefi meşrepliler karargâhı geliyor. Davudoğlu Hoca'nın şöyle dediği rivayet edilir:

«Ben hariç, Ezher mezunları selefi zihniyetli kimselerdir.»

Davudoğlu Hoca'nın hakkı var. İstisnalar hariç, bugüne kadar Ezher'de okumuş kimselerin yazdığı kitapların hiç birisinin müftabih kaviller nakline dayanmadığını gördük. Hep delil olarak âyet-i kerîme ve hadîs-i şerif gösterilmiştir. Hemen hepsi müctehid gibi kitap yazmışlardır. İbni Hazm ve İbni Teymiye gibi sicilli mezhepsizleri HÜCCET'ÜL İSLAM gibi göstermişlerdir. Ezher'in bu menfi tesiri Davudoğlu Hocada bile görülmektedir. Davudoğlu Hoca'nın talebelerinin bir kısmının mezhepsiz oluşu boşuna değildir.

Naim Erdoğan'ın İSLÂMDA EKONOMİK DÜZEN isimli bir kitabı elimize geçti. Bu kitap tamamen selefi metodla yazılmıştır. Sözü hüccet Ehl-i sünnet âlimlerinden nakil yapılmamıştır. Zaten kendisi de şöyle demektedir:

«Kur'ân âyetleri, Peygamberin hadisleri ve sahabenin görüşleri ile izah etmeğe çalışacağız.» (S. 145)

Halbuki müctehid olmayan âyet-i kerîme ve hadîs-i şeriflere el uzatamaz. Mukallidin el uzatması dil uzatması demektir. Mukallidin, kendi mezhebinin müftabih, kavillerini bırakıp da diğer üç hak mezhebin ictihadları ile veya eshâb-ı kiramın ictihadları ile amel etmesinin haram olduğunu Ehl-i sünnet âlimleri bildirmiştir. Daha önceki sayılarımızda bunu vesikaları ile bildirmiştik.

«Sahabenin görüşleri» tabiri de yanlıştır. Onların ictihadları olur. Her biri müctehiddir. Hanefî bir müslümanın diğer üç hak mezhebinin hükümleriyle veya Eshâb-ı kiramın kavilleriyle amel etmesinin mezhepsizlik olduğunu Ehl-i sünnet âlimleri bildirmiştir. Mezhep imamlarını bırakıp da bütün mezhepler için delil olan Hadîs-i şerifler ve âyet-i kerîmelerle amel etmeye kalkmak, onlardan ahkâm çıkarmaya yeltenmek mezhepsizliğin daniskasıdır.

Naim Erdoğan S. 135 de mezhepsiz İbni Hazm'ı büyük bir İslâm bilgini diye övmektedir. Aslında İbni Hazm'ı büyük bilen bir kimseyi tenkid etmek bile zaittir. Mezhepsizliğinin büyüklüğünü söylüyorsa o başka tabii... Gerçekten İbni Teymiyye de büyük bir mezhepsizdi. Dört hak mezhepten birisine bağlanmamak için epey mezhepsizlik yapmışlardır. Naim Erdoğan'ın yazdığı kitap dört hak mezhepten hiç birisine göre yazılmamıştır. Kitaptan, Sünnetten ne anlamışsa onu yazmıştır.

Malûm selefîlerin bir kısmı sermaye düşmanıdır. Zengin olmayı adeta ayıp ve kusur olarak görmektedir. Zenginlerin bu mallarının alınıp fakirlere verilmesini savunurlar. Bunların bir kısmı da fakirliği ayıp görürler. Halbuki zenginlik suç değildir. Ayıp ve günah olan Allahü teâlânın bildirdiği şekilde, bildirdiği yerlere vermemektir. Hayırlı malın mübarek olduğu ve Kur'an-ı kerîm'de övüldüğü Ehl-i sünnet âlimlerince bildirilmiştir. Mal Cenâb-ı Hakkın bir ihsanıdır. Eshâb-ı kiramdan ve evliyadan zengin olan çok kimse var idi.

Fakirlik de ayıp ve günah değildir. Ayıp ve günah olan zaruret olmadıkça dilenmektir. Gücü ve kuvveti varken çalışmamaktır. Eshâb-ı kiram ve evliya arasında fakir olan çok kimse var idi. Zenginliğin de fakirliğin de azdıranı kötüdür. Mutemet kitaplarda bildirildiğine göre Peygamber aleyhisselâm şöyle buyurmuştur:

«Azdıran zenginlikten ve azdıran fakirlikten Allahü teâlâya sığınırım.» '

Muteber kitaplarda bildirilen Hadîs-i şeriflerde de azdıran fakirlik kötülenmiş, hatta küfür olacağı bildirilmiştir. Azdırmayan fakirlik ise övülmüştür. Ehl-i sünnet âlimleri fakirliğin fazileti hakkında ciltler dolusu kitap yazmışlardır. Fakirliğin fazileti İHYA'da uzun uzun anlatılmıştır. Biz Kimya'yı Saadetten kısaltarak aşağıya fakirlik hakkında bazı nakiller çıkarmaya çalışacağız inşaallah. Böylece Ehl-i sünnet âlimlerinin fakirliği nasıl övdüğü açığa çıkmış olur. Hal böyle iken Naim Erdoğan şöyle demektedir:

«Bir müslüman hiç bir zaman fakirliği ile övünmez ve fakirliği övmez.» (S. 17)

Başta Peygamber aleyhisselâm olmak üzere eshab-ı kiram ve evliya-i izam'ın fakirliği nasıl övdüğünü göreceğiz inşaallah. Bu arada fakirliğe rıza gösterenlerin övüldüğü de görülecektir inşaallah. Fakat Naim Erdoğan, fakirliğe rıza göstermeyi cebrilerin görüşü olarak zikretmek suretiyle adetâ böyle kimselerle alay etmektedir. (S. 8)

Hatasından döner ümidiyle FAKİRLİK yazısını okumasını tavsiye ediyoruz.

 

FAKİRLİĞİN HAKİKATİ

Fakir, kendisine lâzım olan şey, yanında ve elinde olmayana denir. İnsan, kendi varlığına, devamına, çeşitli gıda, deva, ve daha birçok mallara ihtiyaç duyar. İnsanın bunların hepsini elde etmesi imkânsızdır. Bu bakımdan Allahu teâlâdan başka bütün varlıklar fakirdir. Gani olan ancak Allahü teâlâdır. Nitekim Allahü teâlâ da şöyle buyurmuştur:

«İhtiyaçsız olan Allah'tır, siz hepiniz fakirsiniz.»

 

FAKİRLİĞİN FAZİLETİ: Hadîs-i şeriflerde şöyle buyurulmuştur:

«Ey Bilâl, bu cihandan giderken zengin değil, fakir olarak gitmeye gayret et.»

“Ümmetimin en iyileri fakirlerdir.”

«Benim iki san'atım vardır, onlardan el çekmeyen beni sevmiş olur. Biri fakirlik, diğeri de Allah yolunda cihaddır.»

Cebrail aleyhisselâm, Peygamber aleyhisselâma şöyle bir haber getirmiştir:

«Allahu teâlâ sana selâm söylüyor, istersen bütün dağları altın yapıp, nereye gidersen seninle gelecekler.»

Peygamber aleyhisselâm şöyle bir cevap verdi:

«Hayır Ya Cebrail, Dünya evsizlerin evi, malsızların malı ve onda mal toplamak akılsızların işidir.»

Hadîs-i şerifte şöyle buyuruldu:

«Cenneti bana gösterdiler, bunların çoğu fakirler idi, Cehennemi gösterdiler çoğu zenginler idi.»

İsa aleyhisselâm şöyle buyurdu:

«Zengin çok zor Cennete girer.»

Musa aleyhisselâm Cenâb-ı Hakka, cennetlikleri sorduğunda şöyle cevap almıştır:

«Nerede bir fakir varsa, fakir, yani tam fakir.»

Bu husustaki diğer birkaç hadîs-i şerif şöyledir:

«Kıyamet günü bir fakiri getirirler. İnsanlar birbirinden özür diledikleri gibi Allahü teâlâ da bu fakirden özür dileyerek buyurur: Ey kulum dünyayı senden uzak tutmam, sana değer vermediğimden değil, benim mükafat ve ihsanıma kavuşman içindi.»

«Allahu teâlâ sevdiği kuluna belâ verir, sevgi daha fazla olursa iftina eder, yani malını ve ehlini alır.»

İbni Abbas radiyallahü anh buyurur:

«Fakir olduğu için bir kimseyi aşağı, zengin olduğu için bir kimseyi yüksek tutan mel'undur.»

 

KANAATKAR FAKİRİN FAZİLETİ: Hadîs-i şerifte şöyle buyurulmuştur:

«Allahü teâlâ katında kulların en sevgilisi, elinde bulunana kanaat eden ve rızık hususunda Allahu teâlânın verdiğine razı olandır.»

(Yine hadîs-i şerifte Cenâb-ı Hakkın verdiğine razı olan müslüman fakirler, Allahu teâlânın seçkin, büyük ve hususî kulları olarak zikredilmekte, herkesin hesabı görülürken onların Cennete girmiş oldukları buyurulmaktadır.)

 

SABREDEN FAKİRİN ÜSTÜNLÜĞÜ :

Hadîs-i şeriflerden çıkarılan hüküm şudur:

«Sabreden fakir, şükreden zenginden üstündür.»

Bazı kimseyi fakirlik, bazı kimseyi de zenginlik azdırdığı için en güzel yol, kendine yetecek kadar malı bulunmaktır.

Ebu Süleyman-i Darani hazretleri buyuruyor:

«Bir şey isteyip elde edemediği zaman, fakirin ağzından çıkan soğuk bir ah, zenginin bin senelik ibâdetinden faziletlidir.»

 

FAKİRLİĞİN EDEPLERİ :

Kalben rıza gösterip dıştan şikâyet eylememektir. Üç derecesi vardır:

l - Fakirliğe sevinmek ve şükretmektir. Çünkü fakirlik Allahü teâlânın hususî bir ihsanı olup evliya kullarına verir.

2 - Şükür ve hamdetmese de, hattâ fakirliği aşağı görse de Allahü teâlânın fiilini aşağı görmediği için bu ikinci derece de büyüktür. Tıpkı bir hastalığı için iğne vurulurken o anda iğne acıtsa da canı yansa da iğne vuran adama kızmaz.

3- Fakirlikten dolayı Allahü teâlâyı ayıplar. Bu haramdır. Fakirlik sevabını giderir.

(Kimya-yı saadetten hulasaten aldığımız bu yazı, fakirlik aleyhine yazı yazan Naim Erdoğan zihniyetindeki kimselere tavsiye edilir.)