OKUYUCU MEKTUPLARI
(Şiirler okuyucu şiirleri bölümüne alınmıştır)
ESKİŞEHİR'DEN MUSTAFA İSLÂM :
Mektubunda diyor ki:
«S. Uludağ, size verdiği cevabî yazısında okuyucuların vereceği hükme rıza göstereceğini beyan etmişti. Ben de kendisine husûsî bir mektup yazdım. Cevabında kendisinin sapık olmadığını bildirerek verdiğim hükme teslim olmadı, verdiği söz nereye gitti?»
CEVAP : Selefi zihniyetli kimselerin sözlerine itibar etmemek icap ettiğini yazmıştık. Mektubunuza verdiği cevapla, hükmünüze teslim olmamakla hakikat tahakkuk etmiş oldu.
VESİLE ARAMAK
Eyyüp Ensari Radıyallahü anhı ziyaret için gittiğimiz zaman Eyyüp Camiinin avlusunda İstanbul Müftülüğünce asılmış şöyle bir levhaya rastladık:
«Müslüman kardeşlerimiz, Allah'a dua ve niyaz için vasıta aramayınız».
Levhayı okuyunca «Allah'a yaklaşmak için vasıta arayınız» âyet-i kerimesini düşündük.
Allahü teâlâya yaklaşmak için kendisini vâsıta ettiğimiz Eyyüp Ensari hazretlerini düşündük, Vehhâbileri düşündük. Ve şöyle vasıtalı bir dua ettik:
«Ya Rabbi, evliya kullarının hürmetine bizleri af, tasavvuf düşmanlarını ıslâh eyle.»
ANKARA'DAN ORHAN GÜNEŞ
Suallerinde:
1 — A. Davudoğlu Hoca'nın Din Tahripçileri kitabında Ömer Nasuhi Bilmen'in mason Abduh'a «Cihanşümul bir şöhrete sahip bir âlim» demesini tenkid ediyor. Ö.N. Bilmen Abduh'un mezhepsiz olduğunu bilmiyor muydu?
2 — Ö. N. Bilmen'in resimleri bazı müftülüklerde asılıymış. Fotürüne kuş tüyü ve zünnar püskülü takılıymış doğru mudur? diyor.
CEVAP :
l — Bilseydi yazmazdı.
2 — Ö.N. Bilmen'in fotürüne kuş tüyü ve zünnar püskülü taktığı iftiradır. Fotörü sade olup siyah renkte idi. Cami içerisinde de giydiği için cemaat da buna şahittir.
ESKİŞEHİR'DEN ALPER SOSYAL:
YENİ DEVİR Gazetesinin 725. sayısını göndermiş. İşaret ettiği yer, Halid Ortaköy imzalı İslâm Nizamı isimli ikinci sayfada bir yazıdır. Yazar burada İslâmda çok sapık fırka doğduğunu bunların en önemlilerinin ise, HARİCİLER, ŞİA, KADERİYYE, SÜNNİ ve MUTEZİLE olduğunu bildirmektedir. Sapık olmayan fırkayı yazmamış. Yoksa yazar Hadîs-i şerifte bildirilen fırka-i naciye denilen SÜNNİ fırkayı sapık fırkalar arasına koymakla Peygamber aleyhisselâmı mı yalanlamak istiyor? Zaten yazar aynı yazısında «İslâm ilâhi bir düşüncedir» diyor. Düşüncenin insanlara ait bir muhakeme tarzı olduğunu bilmediğine göre sünnî taifeye sapık damgasını basması yadırganmaz. Yadırganması gereken husus müslüman bir gazetenin böyle sapık bir yazıyı neşretmesidir.
SAMSUN'DAN MAHMUT ZADE :
Mektubunda diyor ki:
«Muteber kitaplardan okuduğumuza göre, asker, talebe, işçi gibi kimselerin namaz kılmak için çalıştıkları işten ayrılmaları mümkün olmadığı zaman, bu kimselerin sadece bu günlerde Hanbeli mezhebini taklid ederek öğle ile ikindiyi, akşam ile yatsıyı, takdim veya tehir ile birlikte kılmalarının caiz olduğu yazılıdır. Hanbeli mezhebini taklid ederken riayet edilmesi gereken şartlar nelerdir?»
CEVAP:
Namaz kıldırmayan müesseselerde çalışılmaz. Ancak bulunduğu işte çalışmasında herhangi bir yönden zaruret varsa o zaman HANBELÎ mezhebi taklid edilerek mezkür takdim veya tehir yapılır.
Hanefî mezhebindeki bir şahıs, bur zarurete mebni Hanbelî Mezhebini taklid edip mezkür namazlarını takdim ve tehir ile kılabilmesi için aşağıdaki hususlara dikkat etmesi şarttır.
1 — Ağız ve burun içi bedenin dışından sayıldığı için gusülde buraların da yıkanmış olması şarttır. (Dolgulu dişi bulunan kimse, ağzının içinin her yerini yıkaması mümkün olamıyacağı için, Hanbelî Mezhebini taklid edemez. Bunun gibi dolgulu dişi bulunan Şafiî veya Mâlikîler de Hanbelî ve Hanefî mezheplerini NAMAZ hususunda taklid edemezler. Taklid edilecek mezhebin o iş ile ilgili bütün şartlarının ifası lâzımdır.)
2 — Mezy gelince de gusledilmesi şarttır.
3 — Abdest alırken Hanefîdeki şartların dışında niyet edilmesi ve istincanın abdestten önce yapılması şarttır.
4 — Abdestde ağız ve burun içi de yıkanmış olmalıdır.
5 — Başın tamamı meshedilmiş olmalıdır. (Kulaklar da başa dahil olduğu için bunlar da meshedilmelidir.)
6 — Abdest tertip üzere alınmış olmalıdır.
7 — Muvalât (Yam abdest uzuvları birbiri peşine yıkanmış olmalıdır.)
8 — Mahrem veya namahrem kimselerin ciltlerine halsiz olarak dokunmuş olmamalıdır. (Bunların büyük-küçük, ölü-diri olması farketmez)
9 — Kendi edep yerine dokunmuş olmamalıdır.
10 — Uyumuş olmamalıdır. (Uykunun bütün halleri abdesti bozar. Yani ayakta uyumak Hanefîde bozmadığı halde Hanbelîde bozar.)
11 — Namazda Fatiha okumak, ta'dili erkana riayet ve iki tarafa selâm vermek farzdır. Bunlar ifa edilmiş olmalıdır.
12 — Beden elbise ve namaz kıldığı yerde az da olsa necaset bulunmamalıdır,
ÜSKÜDAR'DAN A. HALİL ÖZBEK'E
Tenkid mektubunda diyor ki:
«Derginizin 43. sayısında BiR ÜLKÜCÜ'NÜN ÜLKÜCÜLERE AÇIK MEKTUBUNU okuduk. Orada TEK ÖNDER PEYGAMBER demek suçlanmaktadır. Haydi ülkücüler bunu bilmediği için yazdı, siz ne diye neşrettiniz?»
CEVAP : Kardeşim, o mektubu yazan ülkücüyü tanıyoruz. Katıksız Ehl-i sünnettir. Kültürlüdür. Dinini partisinden üstün tutar. Kendi partisinden mezhepsiz bir kimse çıksa onu tenkid etmekten çekinmez. Zaten öyle olmasa ve yazısı Ehl-i sünnete aykın bulunsa neşreder miyiz? Dinimizde EDÎLLE-İ ŞER'ÎYYE Edille-i Erbaa olarak bildirildiği halde, vehhabiler ve mezhepsizler, bunu ikiye ve hatta bire indirmişlerdir. Bunlar müctehid din imamlarını aradan çıkarıp doğrudan doğruya Kur'andan ilham almaya kalkmışlardır. Halbuki bizler için delil Kitap ve Sünnet değil, Kitap ve Sünneti bize açıklayan mezhebimizin müftabih kavilleridir. Biz Peygamber aleyhisselâmın tarif ettiği yolu anlıyamıyacağımız için onun tarif ettiği şekilde, onun önderliğinde gitmeye kalkarsak vehhabiler gibi sapıtırız. Biz mezhep imamlarımızın peşinden gidersek, yani onların önderliğini kabul edersek, onlar da Peygamber aleyhisselâmı önder kabul ettikleri için doğruca Anacaddeye çıkarız. TEK ÖNDER PEYGAMBER demek hoş gibi geliyorsa da mezhepsizlerin tesiri altında kalarak yanlış olarak kullanıyoruz. Bu ülkücü genç gibi bizi ikaz edenlere kızmak değil, hemen hakkı kabul edip yanlış fikrimizden hemen dönmeliyiz. Biz hep bu sloganı kullanıyorduk, demek yanlışmış diyerek hakkı kabul etmek büyük fazilettir, hatada ısrar ise müslümana yakışmaz. Böyle bir ülkücüyü tebrik etmenizi beklerdik.
MAHMUT DUYARLI
Mektubundaki birkaç satırı şöyledir:
«İLİM SONSUZ derler ama insanın ilmi nedir ki? Bir kimse bilmediği şeyleri düşünmeye kalksa tahayyül etmesi mümkün müdür? Ama bildiğimiz şeyleri saymağa kalksak bu mümkün olabilir. Yani insanın bildikleri belli bir sayı ile ifade edilebilir.
Matematik ilminde belli bir sayının sonsuza bölümü sıfırdır, insanın bildiği şeyleri bilmediklerine oranlarsak netice sıfır olur. Yani bir hiç olur. Tasavvuf ilminde ise adem yokluk demektir. Aradaki bağlantı anlaşıldı mı acaba?
ZONGULDAK'TAN RAZİ DEMİRER'E
Suallerinizin cevabı şöyledir:
1 —Bir kimse nişanlısını veya herhangi bir kız veya kadını hailsiz olarak şehvetle tutsa, öpse veya tenasül cihazına şehvetle baksa o kız veya kadının neseb ve süt itibariyle anasını, ninesini kızını ve torununu ebediyyen alamaz. Şehvetle tuttuğu bu kız veya kadınla evlenmesinde mahzur yoktur. Sadece gayri meşru şekilde şehvetle tuttuğu için günaha girmiş olur.
2 — «Borç para verince İMF'e boyun eğerek hergün paranın değeri düşmektedir. O zaman borç verene yazık olmaz, îmameyne göre ödünç verdiği zamandaki altının kıymetine göre borcunu öder. Paranın değeri düştüğü gibi yükselebilir de bu zaman ise İmâm-ı Ebu Yusuf'un fetvasına göre hareket edilir, ödünç verildiği zamandaki altının değeri ölçü alınır. Yani bir kimseye ödünç para verirken para olarak değil, altın olarak senet yapmak lâzımdır. Şu kadar gram altın ödünç aldım diye senet almak lâzımdır. Bu vaziyette altının değerinin yükselip alçalmasından veren veya alan mes'ul değildir.
3 — Mülteka muteber kitaptır ama tercümesinde ilâveler vardır. Kesmesi caiz olmayan kimselerin bir hayvanı boğazladığı bilinmiyorsa o hayvan yenir. Bunu mürtet mi kesti diye araştırma mecburiyetinde değiliz. Mürtedin kestiği kat'î olarak biliniyorsa yenmez. Besmelesiz kesilen de yenmez.
İSTANBUL'DAN ALİ SERTKAYA:
Gönderdiği mektupta mezhepsizlerin faaliyetleri ve fikirleri hakkında özetle şöyle diyor:
«Öğrendiğime göre Konya'da mezhepsizlerin lideri Ahmet Bey diye birisi varmış. Bu Ahmet Bey'in başkanlığında bir toplantı yapmışlar. Toplantıya Şerrüddin de iştirak etmiş. Yeni bir parti kurulmasını teklif etmişler. Lider mevzuunda karara varamamışlar. Şerrüddini teklif etmişlerse de, Şerrüddin, çok yara aldığını, basının bilhassa Millî FİKİR'in kendi fikirlerini çürütücü mahiyetteki neşriyatının çok tesirli olduğunu ileri sürerek lider olmayı reddetmiş. Ahmet Bey diye birisi üzerinde duruyorlarmış.
Bazan Sahabe tatbikatı diyerek edille-i Şer'iyyeyi ikiye indiriyorlar, bazan da, çeşitli tevillere girişerek Kitab ve Sünneti inkâr, tahrif ve tezyif ediyorlar.
Lât, Menat gibi putların kulları hakkındaki âyet-i kerimeleri Allahü teâlânın kullarına uyguluyorlar.
Buhari başta olmak üzere Kütüb-i Sittedeki hadîs-i şerifleri MEVZU olarak damgalamaları yetmiyormuş gibi Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellemi iki parçaya ayırıyorlar. «Kul Muhammed, Resul Muhammed» diyorlar. Tabii delilleri de hazır. «Abdühü ve Rasulühü» diyorlar. «Peygamberin kul olarak, söyledikleri ve yaptıkları bizim için delil olmaz» diyorlar. «Bizi sadece Rasûl olarak söyledikleri bağlar.» diyorlar. İşlerine gelmeyen hadîs-i şerifleri “Bunu Kul Muhammed söyledi” diyorlar. Bay Hayrettin Karaman'ın tercüme ettiği MODERN PROBLEMLER KARŞISINDA İSLÂM HUKUKU isimli kitapta Mahmasâni bu fikre yakın olarak «Peygamberin dünyaya ait söyledikleri bizim için delil olmaz.» diyor. Yerli mezhepsizler Mısırlı mezhepsizleri gölgede bırakacaklar, bu gidişle.
SEYYlD KUTUB hakkındaki yazınız mahzı hakikattir, çok güzeldir. Ancak, yerli mezhepsizler harıl harıl çalışırken hedefi dağıtıp yurt dışına taşırmak sizi zayıflatır. Sonra yazınızı okumadan karar veriyorlar «Seyyit Kutub, nasıl mezhepsiz olur?» diyorlar. Bir defa okusalar anlarlar ama.
Şerrüddinin yeminlilerini teker teker teşhir etseniz iyi olur. Şerrüddin, yaygaracı Ahmet Bey ve şürekâları toplanıyorlar. Masonluk prensipleri üzerinde yemin ediyorlar. Şerrüddin, «Masonluk ne ediyor da dünyaya hâkim oluyor? Onun metodunu ne diye kullanmıyoruz?» diyerek birçok masum kardeşlerimizi kandırarak hepsine yemin ettiriyor. Böylece beyni yıkanan mezhepsiz sayısı çok, hattinden çoktur. Bunların birbirlerine olan bağlılıkları kardeşin kardeşe, babanın oğula olan bağlılığından daha kuvvetlidir.
Bunların Mısırlı mezhepsizlerden ayrı tarafları da var. Fiilî gerillâ faaliyeti içerisindedirler. Mezhepsizlik fikrî gerillasının fiilî gerilla durumuna geçmeden kirli çamaşırlarını çıkaralım. İmam-Hatiplerin tümünün bunların olmadığını gösterelim. Bu bakımdan şimdilik yurt dışındaki mezhepsizleri bırakıp içerdekilerle mücadele edelim.
Ankara'da birisi varmış, Tay mi ne diyorlarmış, her neyse at veya katır, bu adam da Y. İslâm Enstitülerinin fakülte yapılmasına çalışıyormuş. Rejimin fetvacıları fakültesi mi olacak ne olacak? Malum ellere teslim etme manevrası... Allahü a'lem masonluk bu işe eğilmiş, fakülte yapacaklar enstitüleri.
Diyaneti de tamamen ele geçirmek için çalışıyorlar. Tayyare-i Nâr'ın oyununa gelerek mezhepsizlere ekmek yağlıyorlar. Yakında % 20'yi geçmeyen faizlere cevaz verilirse hiç şaşmayın. Fuhşu önlemek maksadıyle genelevlerin meşruiyetine dair fetvalar, daha doğrusu Fekayh hükümlerini bekleyin.
Mezhepsiz grubun mühim mevkileri işgal edip devlete tesir etmesinden endişeleniyorum. Allahü teâlâ yardımcımız olsun.»
CEVAP:
Muhterem Efendim, mezhepsizliğin felâketini bildiğimiz için dergiyi çıkarıyoruz. Mısırlı mezhepsizlerle uğraşmamızın sebepleri yerli mezhepsizler onların kitaplarını materyal olarak kullanıyorlar. Beyinlerini onların kitapları ile yıkıyorlar. Mevdûdî'nin, Seyyit Kutub'un, Ebu Zehra'nın kitapları tercüme edilmese ne diye onlarla uğraşalım? Bu kitapları Büyük İslâm âlimi falancanın kitabı diye gençliğin önüne sürüyorlar. Hizip ayrılıklarını bir tarafa bırakarak birlikte çalışılırsa mezhepsizlik tehlikesi önlenebilir.
BURSA'DAN FERİDE Y :
Üç tane sual soruyor:
1 —Ben, mübarek yerleri gezip görmüş bir kadınım. Kadınlar arasında örtüsüz oturmamda bir sakınca var mıdır?
2 — Kabul günü yapmak caiz mi?
3 — Saçlarım beyazdır, komşular «beyaz saç ile oturmak günah, saçlarını boya» diyorlar. Saç boyamak caiz mi?
CEVAPLAR:
1 — Kâfir, mürtet, Hıristiyan, komünist, dinsiz kadınların arasında örtüsüz oturmak haramdır. Onlar aynen erkek gibidir. Bu bakımdan müslüman kadınların hamama gitmeleri uygun değildir. Müslüman kadınların yanında örtüsüz oturmak caizdir, ihtiyaten onların yanında veya yanlız iken de kapanmak iyidir. Bu ifadeler yalnız mübarek yerleri gören için değil her müslüman kadın için aynı hüküm caridir. Müslüman kadınların birbirlerinin göbek ile diz kapağı arasına bakmaları haramdır.
2 — Kabul günü yapmak, misafir kabul etmek veya misafirliğe gitmek yalnız rıza-i ilâhî için olmalıdır. Maksat, ya onlara dinlerini öğretmeli veya onlardan din bilgisi öğrenmelidir. Yani gaye ya faydalanmak veya faydalandırmak olmalıdır. Toplanıp dedikodu etmek caiz değildir. Toplantılarda muteber ilmihaller okunur, kadınlık halleri, karı - koca hakkı gibi konular ve diğer lüzumlu din bilgileri öğrenilirse çok faideli olur.
3 — Beyaz saç ile durmak günah değildir. Saçları siyaha boyamak da caiz değildir. Siyahtan başka renge boyamak caizdir. Beyaz saç olgunluk işaretidir, boyanmasa daha iyi olur.
İZMİR'DEN İ. Ş. :
Kendisine zulmedeceklerinden korkup, isminin açıklanmasını istemediği mektubunda yemin ederek şunları yazmaktadır:
«Müftülüğe gitmiştim. Müftülük kâtibinin yanında Celâl Yıldırım da vardı. Tanıştık. Suallerimin olduğunu söyledim. Müftülüğün karşısındaki kitabevine gittik. Celâl Yıldırım'ı ilk defa görüyordum. Başından fotörü çıkarıp oturdu. Ayakkabılarının ucu sivri idi. Pardesüsü yırtmaçlı olup Amerikan vari idi. Ağzında da kaplama dişler görünüyordu. Tam modern birisiymiş. Millî FİKİR'e niçin cevap vermediğini sordum. Aynen şöyle cevap verdi:
“Ben onlara, bir değil kaç kere cevap yazdım. Hiç birisini neşretmediler. Hattâ İzmir'den protesto ve tehdit mektupları gitti. Hiç birisini basmadılar, basamazlar da. Mezhepsizler kitabını da neşretmişler. Bunlar dışarıdan idare edilen ve beslenen vatan hainidirler. Türkiyeyi bölmek için kurulmuş bir plândır. Alçak herifler memleketi berbat ettiler.»
Daha bunun gibi bir çok isnatlarda bulundu. Hemen «bir delil gösterebilir misiniz?» dedim. Şöyle cevap verdi:
«Baksana beni kötülüyorlar. S. Kutbu, Mevdudi'yi, Hasan el Bennayı, hattâ daha ileri giderek büyük âlim Kâmil Mirası kötülüyorlar. Bunların gayesi belli, Türkiyeyi bölmek için dışarıdan beslendikleri belli...»
Şimdi Kur'ân tefsiri yazmakla meşgul olduğunu söyledi. Ayrıca sahasında eşi bulunmayan bir ilmihal neşrettiğini de söyledi. Hattâ üç beş defa da açık görüşmeğe çağırdını da söyledi.
CEVAP : Hakaretleri için kötü söz sahibinindir diyoruz. İftiraları için de isbata davet ediyoruz, isbat edemezse Türkeş'in Ecevit'e söylediğinden daha ağırını söyleyebiliriz. Yazı falan gönderdiği tamamen yalandır. S. Uludağ yazı gönderdi hemen neşrettik. Suallerimize cevap vermek şartı ile yazısını neşre hazırız. İmâm-ı Muhammede saldıran Celâl Yıldırım'ın Ehl-i sünnete uygun cevap vermesi muhaldir. Eğer tevbe etmişse ona diyeceğimiz yok. Fakat vaziyete göre tevbe ettiği düşünülemez. Eger Celâl Yıldırım bu iftira ve yalana devam ederse meşru hakkımızı kullanabiliriz. Bizden haber vermesi.
NAZİLLİ'DEN AHMET HATTATOĞLU :
Selâmla başladığı mektubunda diyor ki:
«Hasretle yolunu beklediğimiz kıymetli mecmuamıza kavuşturan Cenâb-ı Hakka sevdiği ve beğendiği şekilde hamdü sena olsun. Hakiki büyüklerimizin şifa sunan eserlerinden nakillerin esas alındığı, dev gösterilen cüceleri teşhir ederek onların yaldızlı sözlerine aldanmamayı tavsiye ettiği ve Cenâb-ı Hakkın rızasından başka gaye gütmediği için mecmuanıza talebler artmakta ve sabırsızlıkla beklenmektedir.
Din diye, dinsizliği, mezhep diye mezhepsizliği gaye edinenlerin, âlim diye sapıkların meddahlığını bilerek veya bilmeyerek yapanların, mecmuamıza dil uzatmalarına şaşmıyoruz ve üzülmüyoruz. Müteessir olduğumuz nokta, böyle gafillerin bu nimetlerin kıymetini anlayamayarak mahrum olmaları ve başkalarının da mahrumiyetlerine sebep olmalarıdır.
Onların bu hücumları bizleri daha şevklendirmekte, hamdolsun Ehl-i sünnet bir gençlik yetişmektedir. Cenâb-ı Hak bütün âlem-i İslâmı sapıkların tuzağına düşmekten muhafaza buyursun. Din ve dünya saadetiniz için dua eder, dualarınızı beklerim.»
BORNOVA'DAN SÜLEYMAN KARABACAK'A
1 — Kur'an-ı kerîm'i lâtin harfleriyle yazmak caiz değildir. (Fetâvâyı kübrâ-İbni Hacer)
2 — Kur'ân-ı kerîm'i Arapçadan başka harf ile yazmak ve başka lisana terceme edip Kur'ân-ı kerîm yerine bunu okumak ittifakla haramdır. (Fetavâ-i Fıkhıyye)
3 — Yukarıdaki sebeplerden dolayı lâtin harfleriyle yazılı ve adına mezhepsizlerin «Yeni yazı Kur'ân» dedikleri kitaptan Kur'ân-ı kerîm öğrenmeniz uygun değildir. Hem lâtin harfleriyle doğru da okunmaz. Dişinizi sıkıp bir ayda Kur'ân-ı kerîm'i aslî harfleriyle öğrenmeniz mümkün, ilim öğrenmenin yaşı olmaz.
NİĞDE'DEN OSMAN ŞENTÜRK :
Birkaç şiir gönderdiği mektubunda diyor ki:
«Yüce Ehl-i Sünnetin hadimi arkadaşlarım, fırka-i naciye, siz ve sizin gibi Ehl-i Sünnete tavizsiz bağlanan kimselerin gayretleriyle tahrip edilmekten Cenâb-ı Hakkın izniyle kurtulmaktadır.
Attığınız her fiske, mezhepsizlerin kalbinde bir yara, bir çıban meydana getirmektedir. Bizlere ise âb-ı hayat olmaktadır.
Herkes alıştığı ve mayasının götüreceği şeyleri sever. Bülbül gülden, karga çöplükten hoşlanır, Millî FİKİR'in sosyalist ruhlu mason Abduhçu reformistlere kezzap gibi gelmesini yadırgamıyoruz. Biz onlara Ehl-i sünnet âlimlerinin topladığı güzel rayihalı güllerden sunuyoruz. Mezhepsizler böyle güllere alışık olmadığı ve mayaları da müsait bulunmadığı gibi bayılarak azıtanlar, büsbütün şaşıranlar olmaktadır. Ama gerçek gerçektir, gerçeğe inanmıyan sürçektir. Rabbimizin izniyle Hakkı kimse engelleyemiyecektir.»
İSTABUL'DAN SEDAT ALTINKAYA :
Umumiyetle hangi kitapların okunmaması gerektiğini sual ediyor:
1 — İslamda Zekât, İslâmda haram, İslâmda şu, İslâmda bu diye mezheplerüstü yani mezhepsizce yazılmış bütün kitaplar.
2 — Suud vehhabilerince Türkiye'ye ücretsiz veya ücretli gönderilen bütün kitaplar.
3 — Muayyen bir hak mezhebi esas almadan yazılmış bütün kitaplar.
4 — İbni Teymiye ve Şevkani gibi sicilli mezhepsizleri sözü hüccet bir din imamı gibi kabul edip ondan nakil yapılan bütün kitaplar.
5 — İmâm-ı A'zam, İmâm-ı Şafiî ve İmâm-ı Muhammed (rahmetullahi aleyhim) gibi din büyüklerini tenkid eden, onların hatasını bulmaya çalışan selefi meşrepli kimselerin kitapları.
6 — İslam düşüncesi, İslâm nazariyesi, İslâm felsefesi gibi dinimize aykırı terimler kullanılan bütün kitaplar.
7 — Salahiyetli bir müctehid gibi Kur'ân-ı kerîm'e ve Hadîs-i şerîflere mana veren zamane din adamlarının kitapları.
8 — Bütün kavilleri sıralayıp da her hak mezhebe göre müftabih kavilleri bildirmeyen mezhepsizlerin kitapları.
Bunlar bunlara benzer kitaplar Ehl-i sünnete zıt olduğu için okunmalarını tavsiye etmeyiz.
İtikadda tek doğru mezhep ve tek kurtuluş yolu olan, Ehl-i Sünnet vel cemaat'ın esaslarını açıklayan,
Her çeşit bâtıl sistemlerle, bilhassa dini yıkmak isteyen vehhâbîlikle (selefiyecilikle mücadele eden,
Yerli yabancı bütün vehhâbî meşrepli kimseleri isim isim teşhir eden,
Hizipler-üstü ve gayrî siyasî aylık MİLLİ FİKİR Mecmuasına
Abone Oldunuz mu?
Adres : P.K. 8 ÇORUM
Abone olmak için :
Her posta hanede mevcut olan posta çeki yatırma kâğıdına kendi adresinizi yazınız.
Havale kâğıdının arkasına bu havalenin ne için gönderildiğine ait Not'u yazdıktan sonra Aydın Fikirler Klübü posta çek No : 99481 Hesaba yatırabilirsiniz.