ULUDAĞ'A CEVABIM :
Sayın Uludağ,
Cenâb-ı Hakk'ın selâmı selefin yolu üzerinde gidenlere olsun.
Millî Fikir'deki yazınızı okudum. Okuyucuların verecekleri hükme rıza göstereceğinizi, teslim olacağınızı yazıyorsunuz. Ben de fikrimi yazıyorum. Bakalım teslim olacak mısınız?
İslâm tarihini incelediğimizde, silsile halinde birbirlerine bir zincir şeklinde bağlanan, yek diğerini sevip sayan Ehl-i Sünnet âlimlerini görürüz. Bir de büyük-küçük tanımıyan, İmam-üstad kabul etmeyen, cumhurun koyduğu disiplini yıkıp başıbozuk bir akım olan selefiyye cereyanını görürüz.
Vehhâbîlerin hâkim olduğu memleketlerde bu cereyanın hortlatıldığı ve sizin de bu bid'at cereyanın temsilciliğini yüklediğiniz görülmektedir. Dinde anarşi demek olan bu cereyanın yayılması ile ne yapmak istiyorsunuz?
Bilgisizliğin verdiği cesaretle selef-i salihînin meznebi bulunduğunu iddia ediyorsunuz. Selef-i salihîn mezhepsiz değildi ama, ilmî ve kelâmî manada her birinin ayrı ayrı sistematik bir mezhepleri yoktu. Onların ictihadlarından «Ehl-i sünnet vel cemaat mezhebi» sistemleştirilmiştir.
Selefin daha çok müteşabih âyet-i kerîme, hadîs-i şeriflerin te'vilinde takındığı tavrı ifade için kullanılan «mezhebül selef» tabiri vardır. Bu tabir mezhepler tarihi ve kelâm ilmi açısından istilâhî manadaki MEZHEP şümulü içine sokmak mümkün değildir. Selef-i salihînin daha çok sükût ve tevfiz mahiyetindeki bu tutumunu, Eş'ariyye ve Matüridiyye'nin müşterek itikadî mezhebi Ehl-i sünnet vel cemaat mezhebi gibi mezhep olma bakımından aynı katagoride mütalâa etmeğe imkân yoktur. Hatta sizinle çoğu zaman aynı görüşü paylaşan Bekir Topaloğlu bile Diyanet Yayınları arasında çıkan kitabında aynı şeyleri ifade etmektedir. (1)
Topaloğlu, Kitap ve Sünnetteki müteşabihâtı herhangi bir tevile girmeksizin olduğu gibi kabul hususunda itina gösteren ilk devir müslümanlarının bu tutumunu daha sonra devam ettirmeğe imkân kalmadığını bile söylemektedir, (2)
Sırf Müteşabih âyet-i kerîme ve hadîs-i şeriflerin tevfiz (ilm-i ilâhiye havale) veya teviline münhasır kalan bir ictihad farkından başka aralarında herhangi bir fark bulunmayan Ehl-i sünnetin, Selefi, ile Halefinin birbirlerinden ayrı mezhepler olarak propaganda edilmesindeki maksadı herkesin anlaması kolay değildir. Eğer Millî Fikir'in tövbe davetine icabet etmezseniz anlaşılması kolay olmayan maksadınızı Ehl-i sünnet olan basın vasıtası ile duyurmak vazifemizdir.
Gerek Selefin ve gerekse Halefin müteşabih lâfızlar karşısında tenzih-i Bari açısından takındıkları tavır, yek diğerinden farklı değildir. Şukadar var ki, Tenzih-i Bari noktasından, zahirine hamledilmesi mahzurlu olan bu kabil lâfızların anlaşılması hususunda selef, icmâlî, Halef ise tafsili tevil yolunu tercih etmiştir. (3)
Kadı Ebu Ya'lâ (el Hanbelî V. 458), İbni Kudame Muhammed Abdullah b. Ahmed el-Hanbelî (V. 260. 620), İbni Teymiyye el Harrani (V. 751) gibi kimseler, her nekadar müteşabihâtın te'vilinden imtina konusunda kendilerine selefi ve bilhassa Ahmed bin Hanbel Hazretleri örnek aldıklarını iddia ediyorlarsa da tarihî hakikatler bunun böyle olmadığını vesikalandırmaktadır. İbni Kudeme te'vili kötülemek maksadı ile yazdığı Zemmut-Tevil isimli kitabında, İmâm-ı Ahmed hazretlerinin, kurbiyyet, maiyyet ve ihata ifade eden âyet-i kerîmeleri ilim ile açıkladığını bildirmektedir. (4)
İbni Kudame davasının butlanına hüccet olacak bedahette olan bu kabil açıklamalarda bulunmuştur.
Bazı mezhepsizler, İmâm-ı Ahmed hazretlerinin de selefi olduğunu iddiaya kalkışmışlarsa da, birçok eserlerle bunun aksi isbat edilmiştir. Bu mevzuda İbnu'u Cevzî (V. 597) Def'u-Şübhet-it-Teşbih isimli eserini zikredebiliriz. Bu eserde İmam-ı Ahmed hazretlerinin mücessime ve müşebbiheye mütemayil olmadığı bildirilmektedir. (5)
Yine İbnu'l Cevzî Ebu Abdullah bin Hamid (V. 403), Kadı Ebu Ya'lâ (V. 458), İbnuz-Zegûnî (V. 527) gibi kimselerin teşbihe kaçan görüşleriyle avam menzilesine indiklerini, ilim haysiyetine uymayan bir takım beyanlarda bulunduklarını ifade etmektedir. (6)
Çürük davanıza İmâm-ı Gazali hazretlerinin İlcam-ül Avam isimli eserini şahit göstermeğe kalkmışsınız. Böylece kendi elinizle çıkmaza girmiş oldunuz, İbni Teymiyye'nin bile seni bu çıkmazdan kurtarması mümkün değildir. Büyük İmâm, İlcâm-ı sırf selefîlik iddia eden mücessime ve müşebbihe fırkaları için yazmıştır. Bu büyük imamı daha fazla istismar etmemeniz için İlcâm'ül Avam isimli eseri tercüme edip maliyet fiatına dağıtmak istiyorum. İmâm-ı Gazâlî hazretleri bu eserinde te'vilin caiz ve gerekli olduğunu bildirerek buyurur ki:
«Filan belde filan emir'in elindedir denilir. Bu cümleden hiç kimse birinci manayı anlamaz. Çünkü bir belde, elde tutulamaz. O halde kimse ifade de, isti'are vardır. Şu gerçek bilinmelidir ki eli kesilmiş bile olsa, yine aynı ifade kullanılır.» (7)
Mezkûr eser avamı kelâmî münakaşalara dalarak sapıklığa düşmekten korumak için yazılmıştır. Elbette ki avam-ı nas için en sağlam ve en emin yol, selef-i salihînin tam bir teslimiyetle bütün nasları münakaşasız olarak kabul şeklinde tarif edilen yoldur.
Sakat davanıza Allâme Sadüd-dini Taftazani (V. 793) hazretlerini bile şahit göstermeğe cüret etmişsiniz. Allâme selefî değil, Ehl-i sünnet âlimidir. Taftazani hazretlerinin bildirdiğiniz cümlenin devamını da ben yazayım, bakalım ne diyeceksiniz?
«Selef yolu en salim olanı, Halef yolu da en faydalı olanıdır.» (Şerh-ü Akaid, Allâme Taftazani)
Selef-i salihîn itikadı bakımından zamanlarının safiyet ve berraklığı sebebiyle münakaşa ve cidale girmeğe lüzum görmemişlerdir? Fakat zamanla müslümanlar arasında selefîlik iddia eden mücessime ve müşebbihe gibi bid'at ve dalâlet fırkalarının yayılma istidadı belirince, Halef denilen Ehl-i sünnet âlimleri bunların karşısında kayıtsız kalmayı doğru bulmamışlardır. Sıfat-ı ilâhiyye teallük eden müteşabih nasları te'vilde aşırı giderek rasyonalist (akılcı) bir tutumla sıfatları inkâra yönelen Mutezile ile müteşabih haberleri olduğu gibi zahirine hamlederek Tenzih-i Bârî ile te'lifî mümkün olmayan teşbih (Antropomartion) yoluna kayanlar arasında orta bir yol takip ederek İslâmiyetin ruhuna tam manasıyle uygun olan Ehl-i sünnet itikadını müdafaa etmeyi zarurî görmüşlerdir.
İşte İmâm-ı Eş'arî (V. 324) el-İbane (8), ve el-Lûma (9) isimli eserlerinde müteşabihatı te'vil cihetine gitmemişse de sonra yazdığı İstihsanu'l Havz fi İlmi'1 kelâm isimli eserinde (10) Halefin te'vile mütemayil tavrını bariz olarak ortaya koymuş tecsim ve teşbihe kaçan izahları kesin bir ifade ile reddetmiştir.
İmâm-ı Eş'âri'den sonra Bakıllâni (V. 403) et-temihid'inde (11), İmâm'ül Haremeyn el-Cüveynî (V. 478) el-irşad (12) ve Eş-Şamil (13) isimli eserlerinde aynı yolu takip etmişlerdir. Bilâhare İmâm-ı Gazâlî hazretleri de aynı yolu takip etmiştir. El-Milel ven-Nihal isimli eseriyle şöhret bulan Abdulkerim eş-Şehristâni (V. 548) de Nihayet'ül İkdam (14) isimli eserinde aynı yolu takip etmiştir. (15) Allahü teâlâyı zamanlı mekânlı düşünmeyi gerektirecek her türlü sapıklığı reddetmiştir. (16) En'am Sûresi 61. âyet-i kerîmesinin zahirine bakarak Cenâb-ı Hak için fevkıyyeti (yukarıda bulunmayı) hâşâ bir mekân isbatı anlayışı içinde düşünenlerin yanlış yolda olduklarını bildirmiştir. (17)
Tefsir ve Kelâm ilminde büyük âlim, Fahreddin el-Razi (V. 606) çeşitli eserlerinde aynı yolun müdafaasını yapmış, bilhassa Esasü't-Takdis isimli eserinde (18) Cenâb-ı Hakkı tenzih ve takdis mazhariyetinin Ehl-i sünnet vel cemaat yoluna ait olduğunu isbat etmiş, selefîlik iddiasında olan kimselerin ise dalâlette olduğunu bildirmiştir. (19)
İbnüs Sübki'nin babası Subkî-Kebir, Takiyuddin Ali bin Abdülkâfi de (D. 756) İbni Kayyım'ın Nûniyye'sine bir reddiye yazarak selefîcilik iddiasındaki Haşeviyyenin (mücessime) belini kırmıştır. Es-Seyfüs-Sakil Fi'rreddi Ale'bni Zefi isimli bu eser 1356/1973 de Mısır'da büyük Âlim Kevseri merhumun çok faideli ta'likatıyla birlikte neşredilmiştir. Selefîlik iddiasında art niyetli değilseniz, bu kıymetli eseri okuyup selefîlerin gerçek yüzünü öğrenmenizi tavsiye ederim.
İbnüs Sübki'den naklettiğimiz ibarenin makabli ile maba'dine hiç bakmadığınız anlaşılmaktadır. Orada sayfalarca evvelinden itibaren imanın rükünleri tezayüd ve noksanlaşma halinin mümkün olup olmayacağı mes'elelerini bildirmekte bu konuyla ilgili olarak adları zikredilen zevatın Selef-i salihînin yolunda bulunduklarını ifade etmektedir. İbarenin sibak ve siyakından açıkça anlaşılıyor ki orada müellif mezkûr imamların sırf adı geçen mes'elede selef-i sâlihîn gibi hüküm beyan ettiğini belirtmek istemiştir. Hatta bir iki satır ileride Imâm-ı Şafiî ile İmâm-ı Malîk'den imanın ziyade ve noksanıyla ilgili sarih bir rivayet bulunmadığını da kaydetmiştir. (20)
Söz İbnüs Sübki'den açılmışken bir nakil de ben yapayım. İbnüs Sübki, İmâm-ı Tahavî (238.321/853.933) nin el Adîde isimli eserinde «La yekfuru ehadün min ehli-l kıbleti bizenbin gayra müstehillin» şeklinde naklolunan ibare üzerinde, ehl-i kıbleyi tarif sadedinde şöyle buyurmaktadır:
«Leyse küllümen salla likıbletine min ehl-il-kıbleti ela terâ enne'l münafıkîne yusallûne likıbletine ve hum küffârun bi'l icma'i.»
«Bizim kıblemize dönerek namaz kılan herkes ehl-i kıble sayılmaz. Baksana kâfir oldukları icma ile sabit olan münafıklar da bizim kıblemize karşı namaz kılmaktadır.» (21)
Artık bu ibareden de namaz kılan herkesi ehl-i kıble diye sevmenin felâketini düşünebilirseniz düşünün.
Mutezile mezhebine göre iki menzile arasında bir menzile kabul etmeyi küfür saymıyorsunuz. Mutezileye göre küfür değildir. Ancak Ehl-i sünnet olan bir kimsenin, değil mutezile gibi sapık bir mezhebi kendi mezhebinden başka hak olan herhangi bir mezhebi bile zaruretsiz taklid etmenin ilhad olduğunu Millî Fikir vesikalandırmıştır. (22)
Bilgisizlik mahsulü ifadelerinizin tamamını tenkid etmeğe kalksam koca bir kitap olur. Anlayana bu da kifayet eder kabilinden burada mektubuma son verirken âyet-i kerîme meallerini yazarken muteber bir tefsire bakmanızı tavsiye ederim. Yoksa gülünç duruma düşersiniz. Meselâ, bahsettiğiniz Rum suresi 42. âyet-i kerîmesi, müslümanların akıbetinden değil, kâfirlerin akıbetinden ibret almayı emretmektedir. (23)
Selâm Hakka tâbi olanlara...
(1) Allah'ın Varlığı S. 32
(2) Allah'ın Varlığı S. 32
(3) El Fetâva'l Hadisiyye İbni Hacer el Heytemi S. 11. 1307
(4) Zemm'ut-Te'vil S. 41
(5) Def u-Şübhet'it Teşbih S. 6
(6) A.g.e. S. 5
(7) İlcâm-ül Avam an ilm'il kelâm S. 4
(8) 1367/1948 de Haydarabat'da basılmıştır. (2. Tab.)
(9) 1953 de Beyrut'ta İngilizce tercümesiyle birlikte basılmıştır.
(10) İstihsan S. 92
(11) 1957 de Beyrut'ta neşredilmiştir.
(12) 1369/1950 de Mısır'da neşredilmiştir.
(13) 1969 da Mısır'da tahkikli olarak neşredilmiştir.
(14) 1934 de Londra'da İngilizce tercümesiyle birlikte neşredilmiştir.
(15) Nihayet-ül İkdam S. 103 vd.
(16) » » S. 112
(17) » » S. 113
(18) 1328 Mısır'da tab'edilmiştir.
(19) Esasü't-Takdis S. 98 vd.
(20) Tabakatü'ş-Şafiî: 1/130, 131 Mısır 1964
(21) » » 1/99
(22) Mebde ve mead 28 ve Millî Fikir Sayı 47 Orijinal vesika: 15
(23) İmâm-ı Kurtubî el Cami'li ahkâmi'l- Kur'ân XIV/41 Kahire. 1387
Mustafa İslâm – ESKİŞEHİR