VEHHÂBİLİK HAKKINDA
Vehhâbîliğin çıkış yeri Arabistan'da Necd'dir. Vehhâbî olan Suûd-i Arabistan hükümeti, maddî gelirinin büyük kısmını, Vehhâbîliği yaymak için, müslümanların bulunduğu memleketlere gönderip, para ile, müslümanları kandırıyor, mecmualarını satın alıyor. Bazı memleketlerde tepki ile karşılaşsa da, mağlûp olsa da, bu faaliyetlerini gizli ve beşinci kol olarak sürdürüyor. Dini akidesi, bilgisi zayıf ve az olanlar, bunların yaldızlı ve süslü propagandalarına, nefsi okşayan söz ve yazılarına aldanıyor. Kimi de paraya tama' ederek dîninden oluyor.
Dünyada yayılmış durumdadırlar. . Arabistan'da isimleri vehhâbî, Hindistan'da Necdî olup son zamanlarda TEBLİĞ-İ CEMAAT ismi altında çalışıyorlar. Pakistan, Afganistan, Irak ve Afrika ülkelerine nüfuz ettikleri gibi, bin seneden beri Ehl-i Sünnetin koruyucusu ve yayıcısı olan Türklere, Türkiye'ye de sızmışlardır. Babası, dedesi bu dini mübîn için can verenlerin çocuklarından bazısı, Ehl-i sünnetim demeyip, Vehhâbîyim diyebiliyor. Aman ya Rabbi! Bu ne korkunç değişme, bu ne fecî bir inkılabdır. Kafalar, kalbler, ruhlar değişiyor. Evlad babasına, dedesine uymuyor. Ceddine sırt çeviriyor. Ve seadeti Avrupalılaşmak vehhâbî olmak reformist görünmek, hatta masonluk ve komünistlikte arıyor. Ama onlar ancak Ehl-i sünneti yıkmak için arıyor. Evlatla baba, torunla dede arasındaki, bu büyük kopukluk, bu büyük ayrılık ve değişiklik, herhalde büyük bir suç ve cürmün neticesi, nimetin kıymetini bilmemenin cezasıdır. Yoksa bu tedîb tarzı, bu millette hiç görünmüş değildir. Anlamıyorlar. Ya Rabbi! Sen bunlara sonsuz hazinenden merhamet eyle. Aziz cedlerinin, vatanları dinleri ve namusları uğruna şehit olan atalarının hürmetine, bu evlad ve torunlara, insaf ve akıl ihsan eyle, imanlı olmayı sevdir.
Vehhâbîliğin kurucusu, Abdülvehhâb oğlu Muhammed adında bir kimsedir. Bu adam, Kitab-üt-tevhid adında bir küçük kitab yazdı. Torunu Süleyman bin Abdullah bunu şerh etmeye başladı ise de hicri 1233 (m. 17) yılı sonunda İbrahim Paşa Der'iyye'ye girip ceza verdiği zaman öldü. İkinci torunu Abdurrahman Hasan, şerh edip Feth-ül Mecîd adını verdi. Sonra şerhini kısaltıp Kurretüluyun adında başka bir kitap hazırladı. Şerhin Mısır'da 1377 (m. 1957) de Muhammed Hamid adında bir vehhâbî tarafından yapılan yedinci baskısında, kâfirler için gelmiş olan âyet-i ker'imeleri ve birçok hadîs-i şerîf yazarak müslümanların gözlerini boyamaktadır. Bunlara yanlış, bozuk manalar vererek, Ehl-i Sünnet olan doğru müslümanlara saldırmakta, bu temiz müslümanlara kâfir, demektedir. Bir kaç yerinde de bid'at fırkalarına mel'ûnlar, müşrikler diyerek ateş püskürmektedir. Daha sonra her memlekette Vehhâbiliği öven, Ehl-i Sünnete çatan kitaplar yazmışlardır. Ehl-i Sünnet âlimleri de reddiyeler, cevaplar, nasihatlar yazıp, doğru yoldan ayrılan bu zavallılara faydalı olmak, onları geri çağırmak ve başkalarının da onlar gibi bu felâkete düşmesine mâni olmak istemişlerdir. Bu konuda çok kitap yazmışlardır. Sonra Bağdat'da, Hindistan'da, Pakistan'da, Hicaz'da ve daha birçok ülkelerde müslümanlar, bu tehlikeye karşı kitaplar, gazeteler, mecmualar, vaazlar ve konferanslar ile uyarılmıştır. Maalesef memleketimizde bu işe az önem verilmiştir. Cenâb-ı Hakka sonsuz şükürler olsun ki, son yıllarda, bu konuda, İstanbul başta olmak üzere, Anadolu'nun diğer şehirlerinde de kitaplar yazılmakta yayılmaktadır. Bu felâket ve facia karşısında ümidini yitirmiş olanlar için bundan büyük hangi sevinç, hasret ve üzüntü ile yanan gönüllerini serinlendiren hangi tatlı haber nefesi ve rüzgârı olur. Tepeden tırnağa kadar kusurlar içerisinde bulunan bu aciz de, bu bereketli hareket karşısında, bu mücâhidler kervanına karışmak için, aklımın azlığına, ilmimin kıtlığına, nefsimin azgınlığına, kalbimin karanlığına bakmadan gayrete geldim ve âhirette sermayem olması için Tashih'ül Mesâil kitabını VEHHÂBİLİĞlN İÇ YÜZÜ olarak türkçeye çevirdim.
Vehhâbîlerin âyet-i kerîmelerle, hadîs-i şeriflere yanlış mâna verdiklerini, bu bozuk, sapık inanışlarını, dünyanın her yerine yaymağa çalıştıklarını, onları red eden kitapların hepsi bildirmektedir. Biz bu kitabımızda Vehhâbîlerin bozuk, sapık inanışlarının bir anlayış hatası olmadığını, bunları kasden yaptıklarını İslâmiyeti bölücü, bozucu davalarına müslümanları inandırmak için âyet-i kerîmelere ve hadîs-i şeriflere yanlış mâna verdiklerini gösteriyoruz.